Senesini tam hatırlayamıyorum ama bayağı küçüktüm Terminator’ı ilk defa izlediğimde -zaten 1984 yılında çevrildiği düşünülürse- ben 7 yaşındaydım. Ve filmi izlerken ağabeyimle beraber büyük bir heyecanla filme daldığımı ve çok ama çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Zaten o yıllar kült filmelerin üst üste çıkmaya başladığı yıllardı. Star Wars serisinin ortalığı kasıp kavurması yetmezken Indiana Jones, Mad Max, Conan, Ghostbusters, Back to the Future gibi hayata bakışımı baştan değiştirecek yapımlar ard arda beyazperdeye çıkmıştı. İşte bunların içerisinde de Conan serisiyle ünlenmeye başlayan Arnold’un T-800′ü canlandırdığı, Kyle Reese ve Sarah Connor’la ilk defa karşılaştığımız James Cameron yönetmenliğindeki Terminator’da bu furya arasında izlediğim bir filmdi.
![]() |
Hikaye zamanına göre sıradışıydı. Gelecekte Skynet nedeniyle atom bombalarının patlaması insanlığı yok olma noktasına getirmiş ve kalanlarda Skynet’e bağlı robotlarla yani Terminatörlerle savaşmaktadır. İşte bu ortamda John Connor, insanlığın kurtuluşu için bir ümit olmuş ve robotlara karşı direnişi örgütlemiştir. Skynet’te T-800′ü geçmişe John Connor’ın annesi Sarah’ı öldürmeye gönderir ama John’da Kyle Reese’i aynı yıla göndererek annesini korumaya çalışacaktır. Aynı zamanda babası olan Kyle, Sarah’ı T-800′den korur ama hayatını kaybeder.
İmdb’si 8.1 olan bu mükemmel yapımın ardından 1991 yılında serinin devam filmi geldi ve ben dahil sanıyorum birçok fanı tarafından da serinin en mükemmeli olarak adlandırıldı. Sarah Connor artık akıl hastanesindedir ve dediklerine kimse inanmaz, John Connor ise küçük bir çocuk olarak sokaklardadır. İşte bu ortamda T-1000 modeliyle daha güçlü bir robot John’ı öldürmeye gelir, John Connor’da gelecekten kendisini koruması için hafızası tekrar programlanmış Arnold’u yani T-800′ü geçmişe gönderecektir. Sinema tarihinin en güçlü kadın karakteri rolüyle hafızalara kazınan Sarah Connor rolüyle Linda Hamilton, T-1000′in soğukkanlı ve ifadesiz robotu rolüyle Robert Patrick (The X-Files’da Ajan Doggett) ve elbette Arnold’un mükemmel performansıyla müthiş bir film izlenir. Guns’n Roses, güllerin saçıldığı sahne, Hasta la Vista Baby, daha ilk oyunculuk deneyiminde John Connor’ı oynayan Edward Furlong, T-1000′in sinir bozucu bir şekilde yok edilememesi ve I’ll be Back hep bu filmdedir ve imdb’de 8.5 puanla serinin en yüksek puana sahip yapım olmasına katkıda bulunur.
Tam 12 yıl boyunca seri devam etmez ve 2003 yılına gelindiğinde Terminator 3: Rise of the Machines severleriyle buluşur. Artık Sarah Connor ölmüştür ve John Connor’da kıyametin gerçekleşmemesiyle sefil bir şekilde hayatına devam etmektedir. Ancak işler böyle devam etmez ve serinin şu ana kadar ki tek kadın kötü robotu T-X karşımıza çıkar. Kristanna Loken’in canlandırdığı düşmana karşı Arnold bir kere daha John Connor’ı korumaya gelir. İlk iki filmden farklı olarak bu sefer yönetmen koltuğunda James Cameron yoktur ve Jonathan Mostow ile serinin şu an en düşük puanlı (6.7) filmi çevrilmiş olur. Arnold artık yaşlanmıştır ve hikaye de izleyeceğimiz dördüncü filmle kuracağı bağlantı dışında fazla birşey sunmaz. Ama yine de Terminator’dır ve izlenir bu arada bu bölümle John Connor ve gelecekteki eşi Kate Brewster arasındaki ilişkiye de ilk defa tanık oluruz.
İşte buradan sonrası filmi izlemeyenler için spoiler verebilir uyarayım. T3′den tam 6 yıl sonra çevrilen Terminator 4: Salvation’da dün itibariyle sinemalarımızda yer aldı. Filmi izledikten sonra hemen yazamadım ve biraz beklemeyi uygun görmüştüm. Zira salondan ayrılırken hem sevdiğimi hem de bazı eksiklikleri düşünüyordum. Aslında en büyük eksiklik elbette Arnold’un yokluğuydu zira bazı serileri bazı isimler olmadan düşünmeye imkan yok. Harrison Ford-Indiana Jones, Bruce Willis-Die Hard, Mel Gibson-Lethal Weapon buna örnek olabilir. Arnold ile Terminatör bağlantısı da işte bu kadar sıkıydı. Ama seriyi artık farklı bir boyuta taşımak isteyen yapımcılar serinin dördüncü filminde Arnold olmadan yola devam ediyorlar. Zaten Kaliforniya Valisi’de filmde yer almayacağını açıklamıştı. Açıkçası eksikliği çok fazla hissedilmesine rağmen artık savaş sonrası zamanları anlatmaya başlayan filmde hemen Arnold’un karşımıza çıkması da biraz abes olacaktı.
Evet artık savaş gerçekleşmiş ve 2018 yılında dünya üzerinde kalan az sayıda insan, makinenelere karşı savaşmak için organize olmaya çalışmaktadır. Savaş öncesinde kendi vücudunu araştırmalar için denek olarak teslim eden eski bir suçlu Marcus Wright aslında Skynet tarafından yapılmış yarı insan yarı robot bir canlıdır. Amacı Skynet’in öldürmeyi planladığı iki isme ulaşmak olan Marcus, robot olduğunu bilmeden insanlara yardım etmeye çalışır. John Connor ile beraber ölüm listesinin başında Kyle Reese vardır. Kyle, ilk filmde Sarah’ı korumak için geçmişe giden ve aslında John’ın babası olan kişidir. İşte bu ortamda hem savaşın ilk yıllarına hem de aslında direnişte yer alan bir komutan olan John Connor’ın direnişin lideri olduğu sürece tanık oluyoruz. Marcus’un herşeye rağmen bir kalbi olması ve bu nedenlede asla makina olmayacağı gibi felsefi mesajların yanısıra filmde bol bol aksiyonda elbette yer alıyor.
Son yılların parlayan yıldızı Christian Bale, Kara Şövalye Batman’den sonra böyle kült bit karakteri de başarılı bir şekilde canlandırmış. Sonuçta insan ırkının kaderi hepimizin bildiği gibi Connor’a bağlı:) Amerikan Sapığı ile yıldızı parlayan aktör sanıyorum şu aralar sinema dünyasının en çok çalışan oyuncularından birisi. Marcus rolüyle Sam Worthington’da yine sağlam bir oyunculuk sergilerken, Kyle Reese rolünde de Anton Yelchin var. Ek olarak rolleri kısa da olsa Helena Bonham Carter ve Michael Ironside gibi iki güçlü oyuncuyu da kadrosunda bulunduran ve McG ‘nin yönetmen koltuğunda oturduğu filmin imdb puanı da 7.2. Bence normal bir puan bu film için. Yani ne kötü ne de çok iyi. Elbette serinin ilk iki filmi (özellikle iki) hala en beğenilen yapımlar. Ancak Terminator 4: Salvation kesinlikle Terminator 3: Rise of the Machines’den daha başarılı bir yapım. Bu arada kulağımıza gelen duyumlara göre Terminator 5 için 2011 yılının adı geçiyormuş. Zaten filmde de dikkat ettiyseniz Kate Connor hamileydi. Demek ki bir sonraki filmde John Connor’ın çocuğuyla da tanışacağız.
John Connor’ın eşine veda ederken dediği I’ll be Back, hemen ardından çalan You Could Be Mine, ilk T-800 modelinin karşımıza çıktığı sahnede gördüğümüz Arnold benzetmesi, filme dair aklımda kalan güzel geri dönüşler ve karelerdi. Kısaca bu unutulmaz serinin devamını merak ediyorsanız ve özellikle Mad Max, Fallout tarzı post-apokaliptik ortamlar benim gibi sizi de cezbediyorsa ve tüm umutsuzluğa rağmen hala savaşmak gerektiğine inanıyorsanız bu film tam size göre. Sonuç olarak BU YAZIYI OKUDUYSANIZ DİRENİŞTESİNİZ DEMEKTİR.
Terminator 4: Salvation Fragman
Guns’n Roses – You Could Be Mine































