Fistikyesili

  • Son Yazılar

    RICKY NELSON

    SUSHI BÖREK

    NAMLI KARAKÖY

    YAPICI ELEŞTİRİ HAKKINDA

    DEMİRCİKÖY DALIA BALIK

    HIZLI OKUMA NOTLARI

    HANS ZIMMER

    AĞUSTOS'UN POPÜLER YAZILARI

    İKİ LEZZETLİ FIRIN YEMEĞİ

    DENİZE SIFIR KAHVALTI KEYFİ

    ALTI ÜSTÜ TASARIM

    AVRUPA YAKASINDAKİ SAHİL MEKANLARI

    SAĞ BEYİN SOL BEYİN KARMAŞASI

Yazar Arşivi

“Film müziklerinin eşsiz dehası: Hans Zimmer”

Posted by Ozkan Ulukok 31 Ağustos 2010

Çok önceleri oyun müzikleri üzerine bir yazı karaladığımı hatırlıyorum. Neden bunca zamandır film müzikleri üzerine yazmamışım bilmiyorum ama benim gibi sinemayı çok ama çok seven birisiyseniz izlediğiniz o güzel filmlerin müzikleri de elbette sizin için unutulmaz oluyor ve hemen devasa bir arşive başlıyorsunuz. Ennio Morricone, Basil Poledouris, Danny Elfman, Alan Silvestri, Michael Giacchino, Michael Nyman, Carter Burwell, Yann Tiersen, Eric Serra akla gelecek en önemli film müzisyenlerinden ama elbette gözünüzden kaçmamıştır içlerinde bir deha sanıyorum o filmin ruhunu müziğe aktarma konusunda eşsiz bir yeteneğe sahip.O kişi Hans Zimmer.

1957 Frankfurt Almanya doğumlu Zimmer’in müzik kariyeri sinema ile kesişmeden önce Buggles grubuyla başladı burada da birkaç başarı elde etmesine rağmen yolu Stanley Myers ile kesişti ve film müzikleri dünyasına adım attı. İlk büyük başarısı bence hala unutulmayan Yağmur Adam’ın müzikleri olsa gerek. Thelma ve Louise, Miss Daisy’nin Şoförü, Aslan Kral, Kaya, İnce Kırmızı Çizgi, Gladyatör (düşünün bu film bile müzikleri sayesinde gözüme güzel geliyor), Son Samuray, Karayip Korsanları Serisi, Batman Başlıyor, Kara Şövalye, Sherlock Holmes ve son olarak elbette Inception’ın müzikleri ustanın mükemmel eserlerinden sadece birkaç tanesi. 7 kere Oscar’a aday olan Zimmer, Aslan Kral ile bu ödülü alırken yine 7 kere aday olduğu Altın Küre’de de Aslan Kral ve Gladyatör ile ödüle kavuştu. Bir tanesi Nolan’ın mükemmel filmi Inception’dan olmak üzere üç tane güzel Zimmer eseriyle hepinize iyi dinlemeler diliyorum.

Yazı kategorisi: web | Etiketler: | » yorum bırak;

“B Planları Yok: A-Takımı”

Posted by Ozkan Ulukok 23 Ağustos 2010

“Eğer bir derdiniz varsa, kimse size yardım etmiyorsa, eğer onları bulabilirseniz, belki A Takımını kiralayabilirsiniz” sanıyorum bu cümleyi benim kuşağımdaki bir çok kişi hatırlayacaktır. 1983-1987 yılları arasında çekilmiş olan A-Takımı, George Peppard (Hannibal Smith), Dirk Benedict (Face), Dwight Schultz (Murdock) ve Mr. T (B.A.) tarafından canlandırılan, haksız yere suçlu duruma düşürülüp ordudan atılan ve artık paralı asker olarak çalışan grubun hikayelerini anlatıyordu. O dönemde Görevimiz Tehlike, McGyver, Kara Şimşek gibi dizilerle beraber de bayağı izleyeni vardı. Açıkçası ben her zaman siyah kamyoneti, meşhur jenerik müziği ve eğlenceli – abartı hikayeleriyle A Takımını izlemekten zevk almıştım.

Yıllar sonra eski dostlarla sinema perdesinde tekrar karşılaşacağımı duyduğumda hem izlemeyi istedim hem de o eski dostların hikayesi kötü aktarıldıysa diye korktum. Ama sinemada koltuğuma gömülüp filmi izlerken o kadar eğlendim ki gerçekten filmi yapanları birçok kere tebrik ettim. A-Takımı dizisini izleyenler bilir abartı bir aksiyon izlemeye hazır olun. Bu ruhu aynen filme de aktarmışlar ve siz de izlerken hem coşuyor hem de aradaki detaylarla gülmekten yarılıyorsunuz.

Hikaye yıllar önce Meksika çöllerinde başlıyor. Albay Hannibal Smith, Teğmen Faceman Peck’in ardından Meksika’dadır ve Teğmen’i kurtarmaya çalışır. Çölün ortasında siyah kamyonetine yeni kavuşmuş B.A. ile tanışmasını izledikten sonra ikisi Face’i kurtarır ve çölden çıkabilmeleri için helikopteri kullanacak Murdock’ı almaya akıl hastanesine giderler. Burada helikopterle kaçarlarken B.A.’in uçma korkusuna neden olan helikopter yolculuğunu da görürüz. Neyse ekip kurulur ve aradan 8 yıl geçtikten sonra Irak’da bir görevde kazık yerler. Zaten dizide de hep anlatılan haksız suçlama hikayesini de böylece görmüş oluruz.

Ardından ekibin hapisten kaçmasıyla da intikam süreci başlar. Dizide olduğu gibi burada da Albay’ın eşsiz, saat gibi işleyen planları ve bolca tüttürdüğü puroları, Face’in kızlarla olan maceraları, B.A.’in kaba kuvveti ve Mohawk saçları ve elbette çatlak Murdock’ın yaran diyaloglarıyla kesintisiz aksiyona dalıyoruz.

Rollere gelince Albay rolünde Liam Neeson başta şaşırmama rağmen sağlam olmuş diyebilirim puro eline yakışmış. Ama burada dizide Albay Smith’i oynayan George Peppard’ı da saygıyla anmak lazım. 1994′de ölen usta aktör sanıyorum o puroyu en iyi tüttürendi. Teğmen Faceman Peck rolünde son yılların yükselen yıldızlarından Bradley Cooper var. Son olarak The Hangover ile hatırlayabileceğimiz aktör Face’in çapkınlıklarını da iyi canlandırmış:) B.A. Baracus rolünde Quinton “Rampage” Jackson var. Mr.T’ye göre daha güleç ve kolye takmayan bir B.A. olarak o da başarılıydı. Yüzbaşı Murdock rolünde ise çatlak pilotmuzu Sharlto Copley büyük başarıyla canlandırmış. Büyük beğeni toplayan District 9′da Wikus van der Merwe’yi oynayan aktör burada da süper performans göstermiş. Eh elbette filmde bir tane de bayan karakter lazımdı. O rolde de son dönemin popüler aktrislerinden Jessica Biel, Charissa Sosa rolüyle karşımızda. Bu arada filmde gözüme çarpan ürün yerleştirmelere de değinmeden olmaz: Pepsi, Blue Label, Mercedes, Microsoft, Nokia ve Call of Duty benim yakalayabildiklerim.

7.7 imdb puanına sahip A-Takımı dizisinden sonra filmde 7.3 imdb puanına sahip. Bence de 7 ile 8 arasında bir puan bu filme uygun. Eğer eski dostları hatırlıyor ve tekrar görmek istiyorsanız ya da sadece akisyon dolu bir film izleyeyim diyorsanız A-Takımı tam size göre. Tank ile uçma sahnesi ise başlı başına bir şaheser ve komediydi bence. Sonuç olarak onlar A-Takımı ve bir B planları yok!

Yazı kategorisi: web | Etiketler: | 1 Yorum »

“Nevendaar’a dönüş yolculuğu: Disciples 3: The Renaissance”

Posted by Ozkan Ulukok 6 Ağustos 2010

Starcraft 2 çıktı daha yazacak vakit bulamadım ama birkaç gün oyun raflarına bakarken çok eski bir dostun yeni oyununu çıkmış görünce dayanamadım ve Starcraft 2′ye geçmeden önce karanlık ve tekinsiz Nevendaar’a dönmemizi sağlayan Disciples 3: The Renaissance’dan kısaca bahsetmek istedim.

Turn Based Strategy sevenlerin Heroes of Might and Magic serisiyle beraber sevgi ve saygıyla andığı Disciples serisi ilk oyun Sacred Lands’in ardından çıkan Disciples 2 ile bayağı bir hayran toplamıştı. Karanlık atmosferi, güzel müzikleri, karakter çizimleri ve birçok farklı strateji denemenize olanak sağlayan unitlerin farklı türlerinin seçimiyle önce Empire, Undead Hordes, Legions of the Damned ve Mountain Clans ırklarından birisini seçerek oyuna başlıyorduk. Ardından gerek iyi gerek kötü taraf için gelen iki ek paket ve son olarak da oynanabilir ırk olarak Elven Alliance’ın eklendiği Rise of the Elves ile serinin ikinci oyunu bir efsane olmuştu.

Eh efsaneler her zaman devam ettirilmeli ama başarılı olmalıdır fikriyle yıllar süren çalışmanın ardından Rus firma Akella bize serinin üçüncü oyununu sundu. Oyun şu anda raflarda ve sanıyorum 70-80 lira arası bir fiyatla çıkmış durumda. Gelelim hikayeye: Highfather ilgisini Nevendaar üzerinden çekmiştir ve ırklar kendi kaderlerini çizmeye çalışırken İmparatorluğun sınırına bir yıldız düşer ve İnsanlar, Elfler ve Demonlar bu yıldızı araştırmak için kendi kahramanlarını oraya gönderirler. Yıldızla gelen elçi Inoelle’le de hikayeye başlarız.

Disciples 3 görüntülerine baktığımızda yine sağlam çizimler ve karanlık bir atmosfer görüyoruz. Oyunda 5 ırk aynen korunmuş ama sadece 3 tanesi Empire, Elven Alliance ve Legions of the Damned oynanabilir durumda. Sanıyorum diğer iki ırk ek paketlerle açılacaktır. Zaten oyunun ilk ek paketi Disciples 3: Resurrection’ın da Kasım’da Rusya’da piyasaya çıkacağı ve Undead Hordes’ın dahil olacağı da resmen açıklandı.

Oyunda başkenti koruyan Guardian’lar aynen korunmuş, ayrıca kahraman sınıflarında da geliştirmeler hariç genel bir değişiklik yok. Şimdilik göze çarpan ilk yenilikler ise kahramanların giydiği kıyafet ve taktığı silahların kahraman üzerinde görülmesi ve ne kadar doğru emin değilim ama gördüğüm bir görüntüden esinlenerek söylüyorum kahramanın 5 yerine 7 kişiye liderlik etmesi. Bu eğer gerçekten yapılmışsa çok daha uzun ve farklı içerikte karakterlerle stratejik zenginliğin olacağı bir oyunla karşı karşıya kalacağız diyebiliriz.

Son olarak oyunu oynadıktan sonra birşeyler daha karalarız diyorum ama ilk bakışa göre Disciples 3′ün oyunun ruhuna aykırı olmadığı ve o tekinsiz, karanlık ve yıkıcı atmosferini aynen koruduğu ve bu sayede de fanlarını mutlu edeceğini söyleyebiliriz. Hemen oynamak ve ek paketlerin gelmesi dileğiyle herkese iyi oyunlar. For the Empire!

Yazı kategorisi: web | Etiketler: | 7 Yorum »