Yılgın yorgun uykuya dalmak üzere bir dünyanın içinden çıkıp, havalanmak belki de yerden birkaç santim yukarı ve önce kendine bakmak, soluksuz kayıtsız ve durmaksızın. Kendini tanımayla başlamalı insan, belki de görmeyi görebilmeyi umut etmeli, her şeyi tıka basa doldurduğumuz zihnimizi ayıklamalı, bazen durup düşündüğümde kendime kaldığımda beynimin içinde kocaman uçsuz bucaksız görsel bir çöplükte yürüyormuşum [...]
Devamını oku
Bir Köy Okulu Hikayesi
Fotoğraf sanatçısı Aydan Çınar’ın, Sinop’un Boyabat ilçesi Yukarı Karacaören Köyüne yaptığı bir ziyaret esnasında uğradığı ilkokulda çektiği fotoğraflara ve edindiği izlenimlerine Fıstıkyeşili’nde yer veriyoruz. Hayatımızı daha da kolaylaştırmayı hedefleyen gereksinimlerin aslında bizi ne kadar kısıtladığını görmüş oldum. Hapsolduğumuz dijital dünyadan çok uzakta dağların ardında tepelerin üzerinde minik bir köyde yetişen özgür çocuklar umut vaad [...]
Devamını oku
Öğrenci ve bekarların vazgeçilmez yemeği: Omlet!
Uzun öğrencilik dönemimde çoğu kez yemeklerimi kendim yapmak durumundaydım. Dışarıda yemek, kısıtlı bütçeli öğrenciler için hayaldi bizim zamanlarımızda… Şimdi 3-5 TL’ye tavuk veya dönerli sandviçlerle zavallı gençler karınlarını doyurabiliyorlar ama yediklerinin ne olduğunu allah bilir ancak! Herhalde bu zamanda öğrenci olsaydım pide dışında dışarıda yemek istemezdim diye düşünüyorum. O da evde yapmanın bana göre imkansız [...]
Devamını oku
Anlamak Anlatmak Anlaşmak
Başka meslekten bir arkadaşımla hastalıkların tanısının nasıl koyulduğu konusunda sohbet ediyorduk. Ona, tıpkı insanların birbirleriyle anlaşabilmeleri için kullandıkları bir dilin olması gibi, hastalıkların da kendilerini ifade ettikleri bir dili olduğunu, aslında bizim mesleğimizin hastalıkların konuştuğu bu dili öğrenmek olduğunu anlatan örnekler vermiştim. Örneğin şeker hastalığı kendisini, doktora ve hasta ettiği kişiye, çok su içmek, çok [...]
Devamını oku
Patrick Süskind’den “Koku – Das Parfum”
Patrick Süskind’le ilk kez 1990’lı yılların ortalarında “Koku” yu okuduğumda karşılaşmıştım. Türkçe öğretmeni olan ablam ilk kez bu romanı okumamı önerdiğinde çok farklı bir şeyle karşılaşacağımı söylemiş ve muzipçe gülmüştü. “Koku” gerçekten elimden bırakmadan bitirmeme neden olan lezzette bir romandı. Hissettirdiği; gerilim, acıma, şaşkınlık, duygularının yanı sıra, ait olduğu çağın ve bölgenin yapısı ve yaşamından [...]
Devamını oku
Gir Kanıma, Låt den rätte komma in, Let The Right One In, Let Me In
Vampir filmlerinin klasik sahnelerinden ve “Vampir raconu”nun en ileri gelen kurallarından, adetlerinden biri, “Vampir, davet edilmeyen evin kapısından içeri girmez!” mottosu temelinde konmuş bu filmin adı… Yabancı filmlere Türkçe isim bulan grup kimlerden meydana geliyorsa bu filme de en “yakışan” (!) ismi uydurmuş görüldüğü kadarıyla… Böylelikle Türkçe film adı bulmanın klasik örneklerinden biri ortaya çıkmış. [...]
Devamını oku
Mevsim Eskirken
Ağustosböcekleri eşlerine daha isteksiz sesleniyorlar. Çok uzak bir yerlerde düşen yağmurun yıkadığı rüzgarın toprak ve taze çimen kokan serin eli, alacakaranlık sokakları okşuyor. İçimde sanki yetişmem gereken bir şey varmışçasına bir acele… Sabaha karşı, odamın açık kapısından içeri giren hafif esintinin kulağıma “üstüne bir şeyler al istersen” diyen fısıltısı… Etrafta dinginliğin yavaşça bozulacağını hissettiren anlamsız [...]
Devamını oku
Helena’ya açık mektup
En son satırın “Mutluluklar” diye bitmişti. Ondan bir önceki satırınsa “Bence senin bana bu son yazışındı.” diyordu. Evet bildin sevgilim, bildin. Bu son yazışımdı. Sana ucu bucağı olmayan zamanlarda, Ucu bucağı olmayan yazılar yazdım. Sevda üstüne… Bir tohumu yeşertir gibi… “Sen iyi bir kızsın” diye yazdım ilk yazdığımda. “İyi bir insansın” diye yazdım sonra. Bir [...]
Devamını oku

3 Kasım 2011


Son Yorumlar