“Diablo’nun dünü, bugünü, yarını…”

diablo2_1

Basit arabirim ve yılına (97) göre güzel denecek grafikler ve sesler ile kılıç kalkan eşliğinde zombiye girmece

İspanyolca’da “şeytan” demek olan Diablo 1997 yılında oyun severlerde yer edinmiş Blizzard tarafından piyasaya sürüldü. Oyunun tarzı o zamanlarda daha önce yapılmış (Cruder serisi) tıklayıp yürümek veya saldırmak gibi basit bir tarzdı. Fakat hem o zamanlarda öyle iblisli, büyülü, kılıçlı oyunlar olmadığı için, hem oynanışının basitliğinden dolayı hem de sürekli daha iyi eşyalar ve büyüler toplamaya yönelttiğinden dolayı oyun aşırı sardı insanları.

Daha sonra (yine 97) Hellfire adında bir genişleme pakedi yayınlandı. Artık daha farklı atraksiyonlar, başka mekanlar ve canavarlar ve Monk adında aşırı güçlü olabilen bir karakter vardı oyuncunun oynatabileceği. Bildiğimiz ve sevdiğimiz, hatta aşık olduğumuz, Diablo için taze bir havaydı.

Diablo’nun sonunda Diablo yenilmiş ve onu dünyaya sürgün ederken kafasına çakılan ruh taşı bizim karakter tarafından alınmıştır. Derken ruh taşı (soulstone)na sahip olan esas oğlan fedakarlık yaparak Diablo’yu kendi içinde tutmak için inzivaya çekilir fakat bu Diablo, kaç melek öldü elinde!

diablo2_2

Karakter Crypt adındaki lanetli mekanda sakince beklerken

Derken Diablo esas oğlanı hüpletir ve diğer sürgün kardaşlarının peşine düşer. İşte bugüne kadar 18 küsür milyon satmış serinin 2. oyunu da tam burada başlar.

Çölde akrep olur çekirge olur, börtü böcek olur. Peki bir kadın olan Sorceress’in işi nedir? Hiç işte, bu da deli!

Çölde akrep olur çekirge olur, börtü böcek olur. Peki bir kadın olan Sorceress’in işi nedir? Hiç işte, bu da deli!

Artık oyuncularının %25’inin kadın olduğu bir 2. oyun vardır ellerde ve daha da uykusuz geceler bizleri beklemektedir. Artık hem 5 tane karakter vardır hem daha güzel grafikler ve sesler, hem de hayvani uzunlukta bir oyun. Oyuncu 3 ana coğrafya değiştirir, 3 kardeş keser, süper galip olur, madalya takılır ve baş melek Tyrel yanaklarından öper.

Fakat insandır hata yapar, tam zafer töreninde anlaşılır ki Diablo’nun biladerlerden bir tane daha varmış! Sonra hayda hobaa bir tane daha macera başlar, bu sefer 2 tane daha karakter eklenmiştir.

Oyuncu o buz gibi kalede terler döke döke son kardeşi öldürdükten sonra, ultra karizmatik baş melek Tyrel oyunda önemli rol oynayan kristale (ki kristal dediğime bakmayın, bu KOCAMAN) kendisi kadar karizmatik kılıcını atarak parçalar ve mühürü basar. Artık bir orda bir burada yoktur, Cennet veya Cehennemden dünyaya geçiş kapanmıştır.

Ama demek ki melekler de hata yaparmış; mühür tam basılmamış ki 3. oyun yolda.

Evet, geldik sonuna. Kimilerinin eksik bulacağı yazımı, oyunlardaki tarihsel olaylar ve Cennet – Cehennem Savaşı gibi epik şeyleri pas geçtim, “Diablo ne ayak peki?” sorularına yanıt maksadıyla şu ender kare ile kapatmak istiyorum.

diablo4

10 Yanıt to ““Diablo’nun dünü, bugünü, yarını…””

  1. muthıs bır oyundu ya. bıtınre kadar uyumamıstım

  2. Açıkçası olabilir bunu temel alarak. 🙂

    En azından Dawn of War ile başla derim sana, ardından Dark Crusade ve ardından Dawn of War 2, bu sayede maksimum doyuma ulaş, imparatorluk felsefesine iyice bürün.

    Benim gibi abartanlardan olursan, “makine ruhu” taşıdıkları için kaybettiğin her bir Dreadnought için üzül, etrafı parçalamalarında gaza gel ve arkadan Space Marine birliklerini sür.

    Ha söylemedim, “makine ruhu” demek; savaşlarda ölmüş veteran ötesi space marinelerin ruhlarını alternatif bir mezara yerleştiriyorlar, ortaya insanlığını tamamen kaybetmiş ve radikal ötesi düşünen & davranan Dreadnoughtlar çıkıyor.

    Bu konseptten giden tek şeyler bu coşkun robotlar değil ama diğer ürünler söylediğim oyunlarda yok. Onlar anca, Ork ve Space Marine için, Final Liberation oyununda vardı..
    Düşünsene, bir RTS oyununda insandan biraz daha ebatlı zırhlı adamlar ile yükseklikleri 130 metreye kadar uzanan Adeptus Mechanicus’un (Cult Mechanicus) vardığı en uç nokta, kutsal sayılan titan robotları yanyana…veya karşı karşıya! 🙂

    resimdeki figür en hayvani Mechanicus ürünü, yürüyen bir katedral aynı zamanda.

    Sussam iyi olacak!
    🙂

    PS: Adapteus Mechanicus bile ayrı bir yazı konusu olabilir. Ama burası ne yazık ki WH40K için bir site değil. 🙂

  3. Disciples 2 kesinlikle baştan sona enfes tasarımlara sahipti gerçekten. Orada da Count Flamel liderliğinde Empire’a bağlı fanatik bir fraksiyon vardı.

    Warhammer 40K oynamadım ve evet biliyorum çok şey kaçırıyorum hele senin yazdıklarından, görsellerden ve Bible’dan sonra iyice coşturuyor adamı mutlaka bir ara fırsat bulup başına oturmalıyım.

    Bu arada biz burada alternatif bir yazıyı tamamladık galiba:) Bence yorumların süper olmuş ve gerçekten kendinden geçercesine yazmışsın kim bilir bu yorum belki de uzun bir Warhammer 40K yazısının açılışı olur:)

  4. Bis yapıyorum ve şununla sahneden tekrar ayrılıyorum ki şu öyle bir videodur, tekrar tekrar izlenesi bir videodur.

  5. Yaa Disciples dedin de…

    Oradaki nerdeyse her bi karakter enfesti, karizmaydı yaa! 🙂 Ama dediğin gibi, Witch Hunter bambaşkaydı.
    ———————-
    (Al sana atlama) Aradan zaman geçti ve ben Warhammer 40K evreni ile tanıştım. Ve karizma karakter konusunda resmen tavan yaptım; her şey ihtişamlı, abartılı ve gotik (esas anlamıyla)

    Düşün ki çeşitli olaylar sonucu ölümsüz hale gelen imparatorlarına tapan http://gamingtp.files.wordpress.com/2008/04/fullview_emperor-horus.jpg
    radikal dini bir faşizmle yönetilen “The Imperium” anormal bağnaz ve mesela lazer toplarını kutsamadan çalıştırmıyor.
    Ya da uzay gemisi yerine “uzay katedrallari” kullanmalarından mı bahsedeyim?

    İmparator’un fiziki bedeni ölmeden önce bir planla genlerinden ürettiği üstün insanları evrenin dört bir yanına yayıyor. Ve bu üstün kişiler düştükleri gezegenlerde tanrı mertebesinde etkili oluyorlar. Daha sonra imparator bir şekilde onlara erişiyor ve yine onların genlerinden pek çok “Chapter” a bölünmüş ve bulundukları şartlara göre mutasyona uğramış “Space Marine” (Adeptus Astartes) teşkilatını kuruyor.
    http://en.wikipedia.org/wiki/Space_Marines_(Warhammer_40,000)

    Tabii o üstün insanları yayarken amacı güzellik yaymak değil, ele geçirmek. Ve imparatorluk felsefesine göre “İnsan olmayan herkes mutanttır. Tüm mutantlar ölmelidir.” Böylesi hayvani duz mantık içeren felsefeden sonra tabii, eşit oranda hayvani savaşlar, çatışmalar, “Crusade”ler oluyor.

    Hepsi apayrı tarihçeler içeren diğer “ana ırklar” için:
    http://ikkaan.deviantart.com/art/Warhammer-40K-GM-Screen-Part-1-68283137
    http://ikkaan.deviantart.com/art/Warhammer-40K-GM-Screen-Part-2-68283863

    Tabii böylesi geniş ve (benim gibilere) büyüleyici bir sistem’in PC oyunları eksik olmuyor:
    * Space Crusade (1992) and its sequel [o zamanlar Amiga’daydım. Ayrıca korkardım]
    * Space Hulk (1994) – Terminator armour marines
    * Space Hulk: Vengeance of the Blood Angels (1996) – “sequel” to Space Hulk
    * Final Liberation: Warhammer Epic 40,000 (1997) [oynadığım ilk WH40K oyunu, yaş daha 13 o zaman]
    * Chaos Gate (1998) [oyun taktiksel çarpışmalar düzeyinde, X-Com hesabı]
    * Rites of War (1999) [Panzer General serisine benziyor]
    * Fire Warrior (2003) [Cidden dandik, utanç adeta]
    * Dawn of War (2004), and its expansion packs, Winter Assault (2005), Dark Crusade (2006) and Soulstorm (2008). [bu oyun serisi, hele Dark Crusade, RTS türünde büyük bir yenilik]
    * Squad Command (2007)
    * Warhammer 40,000: Dawn of War 2 (2009) [Dark C. lezzeti ile Company of Heroes birleşimi!]
    * Warhammer 40,000: Space Marine (unknown)

    Kendimden geçercesine yazdığım bu yorumu bitirirken, son bir iki ufak nokta daha var.
    1) THQ firmasına sonsuz şükranlarımı sunuyorum Dawn of War ile efsaneyi dirilttikleri için.
    2) The Imperium konulu 250 sayfaya yakın bir “Bible” var, isteyen buyursun:
    http://www.google.com/url?sa=t&source=web&ct=res&cd=2&url=http%3A%2F%2Fwww.electric-rain.net%2Fw40kRPG%2FWarhammer%252040k%2520FluffBible.pdf&ei=uUesScTPJ8LC-Aa4xeHYAg&usg=AFQjCNEPnqgqkCa1Tri4RG48O3QqDRT2Vg&sig2=bIoppUFu1qBq1zuLEnC3ug

  6. Dediğin kesinlikle doğru Diablo 2’deki gibi sağlam bir Necromancer daha iyi olurdu ama izlediğim görüntülerde Witch Doctor’da sağlam büyüler yapıyor kısaca büyücü oynamayı sevenler için çok da kötü bir karakter olmayacak bence. Ama tip konusunda çok karizmatik değil 🙂 Bu arada karizma ve Witch kelimeleri bir araya gelince Disciples 2’deki Witch Hunter geldi aklıma o bayağı karizmaydı… (Buna da daldan dala atlama denir herhalde!)

  7. Ha bi de, Witch Doktor nedir Özkan? Gerçek hayattaki gördüklerime bakarsam pek de “ağır” bi karakter olmayacak gibi. Nedir, huga huga huga dans ederek adamları mefta mı edeceğiz? Eh, belki gülmekten ölüyorlarsa bilemem. 🙂

    Özetle, druid ayarında bi karakter işte.

    Keşke onun yerine daha güçlü bir necromancer koysalardı da..

  8. bi zamanlar, ben çocukken, o oyun inanılmazdı. Referans alabileceğin hiçbirşey bişey yoktu (Crusader vardı bu tarzda ama bilimkurguydu). Hayal gücü saftı ve merak da vardı öyle şeytandır iblistir v.b.

  9. Ya ben bu oyunu eski erkek arkadaşım sayesinde tanıdım. İlk bitirdiğim oyundur DiabloII. Karakterin kadın olmasıda ayrı bir zevktik bir bayan olarak. İnanılmaz eğlenceli ve heyecanlı bir oyun. 5 günde bitirmiş. Ne güzeldi:) 3 ün çıkacağını da daha yeni öğrendim, çok sevindim. Yazı çok güzel olmuş Jesterdvine. (Buarada Diablo(1) çok komikti ikiden sonra ilk oyunu görünce kopmuştum).

  10. Yazı bence çok iyi olmuş tüm eski oyuncuların sevdiği bir oyun Diablo serisi bu arada oyunun müzikleri de çok güzeldi özellikle Tristram isimli parçamız. Üçüncü oyunu ve Witch Doctor’ı heyecanla bekliyorum… Bu arada en son karedeki resimde de koptum:)

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: