“Bir İzmir hatırası”

izmir1Ekin’in “İzmir” hakkındaki yazısını okuduktan sonra İzmir özlemi çekenlerden biri olarak eski günlere uzaktan da olsa biraz uzanmak için iş çıkışı Arnavutköy sahile indim. Martı sesleri eşliğinde İstanbul’un boğazına şöyle kıyısından bakarken İzmir’in körfezini zihnimde hayal etmeye başladım:

Havalar ısınmaya başladığına göre muhtemelen hafiften imbat esintileri Kordon’u sarmaya başlamıştır. Vakit akşama yaklaşmak üzereyken güneş yavaş yavaş gündüze veda etmeye hazırlanıyordur. Gökyüzü maviden kırmızıya doğru renk değiştirirken vapurlar Karşıyaka’dan Alsancak’a Alsancak’tan Karşıyaka’ya narin narin salınıyorlardır.

Körfez vapurlarından bahsederken çocukluğumdan bir hatıra geldi aklıma. Dönem olarak 80’li yılların ortalarına denk geliyor; yaz aylarında ailelerimizle birlikte gezmek için Konak’tan Karşıyaka’ya vapurla geçerdik. Genellikle vapurun üst-arka katındaki açık olan tarafında otururduk. Vapur iskeleden ayrıldıktan bir süre sonra kenardaki korkulukların arasından başımızı aşağıya doğru uzatıp vapurun denizde oluşturduğu köpükleri işaret ederek “Ajda Pekkan çamaşır yıkıyor!” diye bağırırdık. Çocukluk işte, aramızda yaşı daha küçük olanlar korkuluklara yaklaşmaya korktukları için “Hani Ajda Pekkan nerde? Yok ki!” diye merakla sorarlardı. Cevap ise aynı; tekrar denizi işaret ederek “İşte bak orda. Ajda Pekkan çamaşır yıkıyor!” diye bağırırdık. Hakikaten vapur denizde ilerlerken öyle çok köpük çıkartıyordu ki içerde dev çamaşır makinaları çalışıyor olmalıydı! Bağrışmalarımız uzayınca annelerimizden hemen uyarı alır, akabinde yerlerimize otururduk. Bu sefer de vapurun ardından gelen martılara isimlerimizi takma yarışına girerdik.

-“Öndeki benim adım!”
-“Hayır, öndeki benim adım! Sen arkada olansın.”
-“ Hiç de bile. İlk önce ben söyledim.”

izmir2Karşıyaka iskelesine kadar yarım saatlik vapur maceramız böyle devam ederdi. Vapur iskeleye yanaşmaya yakın içimizi başka bir heyecan sarardı. Sabırsızlıkla vapurun düdüğünü çalarak iskeleye yanaşmasını beklerdik, ki o zamanlar küçük bedenlerimizle vapurdan iskeleye atlamak bizim için apayrı bir olaydı. Ya dibi görünmeyen denize düşersek! Vapurdan indikten sonra hemen koşa koşa iskelenin yanında sahil boyunca ardı ardına sıralanan çay bahçelerinden birine geçerdik. Anne-babalarımız da her seferinde arkamızda kalırlardı. O zamanlar sahildeki çay bahçelerine “Gazinolar” denirdi ve ailecek, eş-dostla birlikte ‘Gazinolar’a gitmek en önemli hafta sonu faaliyetlerinden biriydi.

Büyükler Gazinolar’ın meşhur tostunun yanında çaylarını yudumlayıp sohbete dalarken biz gazozu bardaktan değil şişesinden içerdik. Tadı öyle daha güzeldi. Baloncudan alınan “uçan balonlar” bir müddet sonra ya patlar ya da elimizden uçar giderdi ve her seferinde artık bize alınan en son balon olurlardı. Masaların biri boşalıp diğeri dolarken biz denizin kenarına iyice yaklaşmış balık görmeye çalışırdık ve birimizin gördüğü balığı diğerimiz asla göremezdi. Hatta aramızda kocaman kırmızı bir balığın görünüp kaybolduğunu iddia edenler bile olurdu. Ardından sarı bir balık geçerdi yine, fakat göremezdik. Biz çocukken İzmir körfezinde rengarenk balıklar yaşarlardı! Akşamüzeri bizimkiler midye dolma ve bira sipariş ederken biz kağıt helvaların tadını çıkartırdık. En eğlenceli kısmı da kopardığımız bir parçayı kenara bırakıp bir martının gelip kapmasını beklemekti. Güneş ağırdan batmaya hazırlanırken Gazinolar’dan kalkıp evimize dönmek için iskeleye gidip Konak vapuruna binerdik.
Bir sonraki hafta sıra Konak’taki Gazinolar’daydı. Belki o zaman denizdeki kırmızı balığı görebilirdim. Göremesem de sorun değildi, olsun, ne de olsa ‘en son alınan’ balonlar beni bekliyor olacaktı. Bir de beslememiz gereken martılar vardı.

Ne güzel günlerdi! Derin bir nefes aldım, denizin kokusunu iyice duymak için. İstanbul her zaman deniz kokmuyordu ne yazık ki… Burada imbatlar esmez… Rüzgar, denizin kokusunu koynunda saklayıp boğazı boydan boya eser geçer… Aslında her şehrin güzelliği kendinde saklı. İzmir’i güzel yapan belki de bizim çocukluğumuz, gençliğe adım attığımız yıllarımız, arkadaşlıklarımız, dostluklarımız… İzmir’in güzelliği bizim anılarımızda saklı… ve gözünü kapatıp hayal etmek kadar yakın… Belki de İzmir’in güzelliği deniz kokan sokaklarında ve o sokaklarda yaşayan insanlarında saklı…

Fotoğraflar: Yeniasirilanlar.com

About Sergul Sungur

Sergul Sungur, 2004 yılında Ege Üniversitesi Radyo TV Sinema Bölümü'nden mezun oldu. 2013 yılına kadar dizi film ve sinema sektöründe profesyonel çalışma hayatını devam ettirdi. Kariyerine dijital medya alanında uzmanlaşarak yeni bir yön verdi. Deniz, güneş ve kitaplar büyük tutkusu.

5 Yanıt to ““Bir İzmir hatırası””

  1. Bu özlediğiniz yere her gün gidiyor sıkıldım gerçekten. Nasıl özlem çekiyorsunuz inanamıyorum 😛

  2. müyesser izmir Cevapla 1 Eylül 2009 1:11 am

    izmir bambaşka asla değişmem

  3. İzmir bekler, gideyim aman .
    Dertli sevda çekerim inan
    Ayrı düştüm düşeli ondan
    Gizli gizli yanarım aman….

  4. yapma, özletme izmir’i…

  5. Ben bu sabah döndüm, 1 gün kaldım bir gece bile değil, ama nasıl özlemişim nasıl bir hasret varmış içinde anlatamam. Hadi Sergül geri dönelim. Valla millet çorapsız kısa etekler yada şort giyimey yada askılıları giyimeye başlamış. İzmir’in sihri bi başka.

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: