“Mayıs ayında hangi filmler sinemaya götürür?”

Milk

milk-seanpennGus Van Sant’ın yönettiği Milk’in oyuncu kadrosunda Sean Penn, Emile Hirsch, Diego Luna ve James Franco gibi isimler yer alıyor. Ülkemizde 8 Mayıs 2009 tarihinde gösterime girecek olan film, aralarında Oscar’ın da bulunduğu birçok ödül kazandı.

Film, eşcinselliğini saklamadan yaşayan Harvey Milk’in 1977 yılında Amerika’da San Francisco Şehir Meclisi’ne seçilmesiyle devlet kadrosunda üst düzey yöneticilikte bir eşcinselin göreve başlamasını ve böylece herkesin gözünde bir halk kahramanı haline gelmesini konu alıyor.

2009 yılında Sean Penn ve Dustin Lance Black ile iki ayrı dalda Oscar kazanan Milk’in Danny Glicker, Gus Van Sant, Elliot Graham, Danny Elfman, Dan Jinks, Bruce Cohen ve Josh Brolin ile 6 ayrı dalda da Oscar adaylığı bulunuyor. Yine 2009 yılında, iki dalda Broadcast Film Critics Association, iki dalda Independent Spirit, National Society of Film Critics, PGA, Palm Springs International Film Festival, Screen Actors Guild, Vancouver Film Critics Circle ve Writers Guild of America ödüllerini kazandı.

2008 yılında ise Austin Film Critics Association, üç dalda Boston Society of Film Critics, iki dalda Dallas-Fort Worth Film Critics Association, Los Angeles Film Critics Association, National Board of Review, üç dalda New York Film Critics Circle, iki dalda Phoenix Film Critics Society, dört dalda San Francisco Film Critics Circle ve üç dalda Southeastern Film Critics Association ödülü aldı.

Milk’in ayrıca American Cinema Editors, Art Directors Guild, BAFTA, Broadcast Film Critics Association, Chicago Film Critics Association, Costume Designers Guild, Directors Guild of America, GLAAD Media, Altın Küre, Independent Spirit, London Critics Circle Film, Motion Picture Sound Editors, Online Film Critics Society, PGA, Satellite, Screen Actors Guild gibi pek çok yarışma ve festivalde de adaylığı yer alıyor.

imdb puanı 10 üzerinden 8 olan filmin web sitesine buradan ulaşabilirsiniz.

Star Trek

star-trekJ. J. Abrams’ın yönettiği Star Trek’in oyuncuları arasında Chris Pine, Jennifer Morrison, Simon Pegg ve Eric Bana yer alıyor. Ülkemizde 8 Mayıs 2009 tarihinde vizyona çıkacak olan film bakalım nasıl bir gişe yapacak?

Star Trek’in konusu, galaksinin kaderinin birbirine rakip olan Iowa’daki çiftlikte doğup büyümüş, serseri ruhlu genç James T. Kirk ile duygusallığı reddeden bir toplumda yetişmiş olan mantık savunucusu Spock’ın ellerinde yönlenmesinden meydana geliyor. Keşfedilmemiş yerlere tehlikeli yolculuklar yapan ikili arasında zamanla güçlü bir dostluk da oluşuyor.

Film, 2008 yılında California on Location Ödülleri’nde Kathy McCurdy ile Assistant Location Manager of the Year ödülünü kazandı.

imdb puanı 10 üzerinden 8.2 olan filmin web sitesine buradan ulaşabilirsiniz.

koralin-vegizlidunyaKoralin ve Gizli Dünya – Coraline

Henry Selick’in yönettiği Koralin ve Gizli Dünya’nın seslendirmelerini, Dakota Fanning, Teri Hatcher, Jennifer Saunders ve Dawn French yapmış. Ülkemizde, 15 Mayıs 2009 tarihinde vizyona çıkacak olan animasyon 11 yaşında bir kız çocuğu olan Koralin’in maceralarını konu alıyor.

Koralin, arkadaşı Wybie ile birlikte evde gizli bir kapı keşfeder ve esrarengiz bir geçitten yürüyerek kapının diğer tarafına geçince kendi hayatının öteki versiyonuyla karşılaşır. Bu sıradışı ziyareti kısa bir süre sonra, Koralin’in evine geri dönerek ailesini kurtarması gerekeceği tehlikelerle dolu bir serüvene dönüşüverir.

imdb puanı 10 üzerinden 8.1 olan filmin web sitesine buradan ulaşabilirsiniz.

İşkence Odası – Martyrs

iskence-odasiPascal Laugier’in yönettiği İşkence Odası’nın oyuncu kadrosunda Morjana Alaoui, Mylene Jampanoi, Catherine Begin ve Robert Toupin bulunuyor. Ülkemizde, 1 Mayıs 2009 tarihinde vizyona girmiş olan film, 1970’li yıllarda başlıyor.

Fransa’da, 1970’lerin başında 10 yaşındaki Lucie yolda başıboş bir şekilde dolaşırken bulunur ve hastaneye kaldırılır. Kaçırılma nedenleri bir türlü çözülemez. Aradan 15 yıl geçer… Bir evin kapısı çalar ve aile reisi baba kapıyı açar. Kapının diğer tarafında elinde bir av tüfeğiyle Lucie beklemektedir. Lucie bir an bile tereddüt etmeden tetiği çeker ve olaylar gelişir.

İşkence Odası, 2008 yılında Sitges – Catalonian Uluslararası Film Festivali’nde Pascal Laugier ile “En İyi Film Ödülü”nü kazandı.

imdb puanı 10 üzerinden 7.1 olan filmin web sitesine buradan ulaşabilirsiniz.

X-Men Başlangıç: Wolverine – X-Men Origins: Wolverine

xmen-baslangicGavin Hood’un yönettiği X-Men Başlangıç: Wolverine’de, Hugh Jackman, Ryan Reynolds, Liev Schreiber ve Dominic Monaghan gibi tanınmış isimler rol alıyor. Ülkemizde, 1 Mayıs 2009 tarihinde vizyona girmiş olan film, X-Men severler için kaçırılmayacak bir fırsat.

Wolverine’in X-Men’e katılmadan önceki yaşamını konu alan filmde, Wolverine kız arkadaşının ölümü nedeniyle Victor Greed’ten intikam alma isteğiyle Weapon X’e katılır. Kız arkadaşının intikamı almak ve baş düşmanını alt etmek için, kendisini yenilmez hale getirecek Adamantium metalinin vücuduna enjekte edilmesini kabul eder. Bir intikam macerasına dönüşen olaylar zinciri başlar.

imdb puanı 10 üzerinden 6.9 olan filmin web sitesine buradan, Fistikyesili’nin yazmış olduğu ayrıntılı film inceleme yazısına ise işte tam buradan ulaşabilirsiniz.

Sinemayla dolu bir Mayıs ayı ve keyifli seyirler diliyorum:)

About Ekin Acar

With work experience as a marketing professional for fifteen years, my experience has been in different sectors such as start-up, entertainment, retail, technology and telecommunication companies. This experience provides me with a fundamental understanding of how marketing is successful in different contexts. Moreover, I am passionate about my profession, this passion has led me to be awarded for my work.

15 Yanıt ““Mayıs ayında hangi filmler sinemaya götürür?””

  1. Arkadaşımın Aşkı
    Çok güzel, akıllı ve dikbaşlı Alexis, Dustin’in hayallerindeki kadındır. Ancak birkaç haftalık flört döneminin ardından aşk sarhoşu Dustin’in gözü açılmaya başlar. Alexis’in ilişkiyi sürekli olarak yavaşlattığını anlama noktasına gelmiştir. Kadını gerçekten kazanabilmek için çaresizlik içinde en iyi arkadaşı Tank’in yardımına başvurur. Kendisini “geri tepme uzmanı” olarak tanımlayan Tank, kadınları önce baştan çıkartıp sonra adeta delirterek onlardan ayrılma konusunda ustadır.

    Sevgilisi tarafından bir kenara fırlatılmış erkeklerle sözleşme yapar, onların eski-sevgilileriyle ilişki başlatarak o kadınlara hayatlarının en berbat ilişkisini yaşatır. Öyle iğrenç bir deneyim yaşatır ki, onunla ilişki kuran kadınlar en kısa sürede eski sevgililerine geri dönüş yolları aramaya başlar.

    Ancak sihirli değneğini Alexis üzerinde denemeye kalkışan Tank, hayatının en büyük sınavıyla karşı karşıya kalır. Alexis onun blöfünü görebilen ilk kızdır. Alexis’in zekası karşısında şaşkına dönen Tank, en iyi arkadaşı Dustin’e duyduğu sadakat ile onun kız arkadaşına hissettiği tuhaf çekim duygusu arasında bocalamaya başlarken iki arada bir derede kalacaktır.
    güzel bir filme benziyor.

  2. Hadigari Cumhur
    Bodrum yöresinde tek geçim kaynağı olduğu için, zeytinlik ve portakal bahçelerini erkek çocuklarına, bataklık olduğu ve işe yaramadığı içinde deniz kenarlarını kız çocuklarına devrederlerdi. Yörede patlayan turizm, damatların ve kayınbiraderlerin kaderini değiştirdi. Yabancı turizm acenteleri ile anlaşan damatlar, eşlerinin arazilerini beş yıldızlı otellerle donattılar. Kayınbiraderler ise evden bozma pansiyonlarda kaldılar.

  3. Lilli Ve Sihirli Kitabı
    Kahramanımız Lilly 10 yaşlarında bir kızdır. Ta ki bir gün, bir büyü kitabı, koruyucusu küçük ejderha Hector ile birlikte odasında belirene kadar. Surulanda adlı büyücü, adını ve kitabını devretmek için Lilly’yi seçmiştir. Ancak Lilly bu göreve lâyık olduğunu 99 saat içinde kanıtlamalıdır. Kitabın içindeki gizemli dünya ve kitabın peşinde olan kötü büyücü Hieronymus, Lilly’nin işini zorlaştıracaktır.
    Çouklu aileler tercih edebilir.

  4. Müzede Bir Gece 2
    Doğal Tarih Müzesi yenilenmek için kapatılır. Müze içindeki eserler ise meşhur Washington müzesinde devlet tarafından koruma altına alınır. 136 milyon eser ve koleksiyonlar dünyanın en büyük müzesi olan Smithsonian kurumunda sergileniyor. Filme bu sefer yeni kahramanlar yani yeni eserler ekleniyor, ve bunlardan biri de tek başına Atlantik’i geçen efsanevi kadın pilot Amelia Earhart.
    bu filmi çok merak ediyorum.

  5. “Melekler ve Şeytanlar (Angels & Demons)”
    1) “Da Vinci Şifresi” ile ortalığı bir anda karıştıran Dan Brown’ın aslında bu kitaptan daha önce yazdığı “Melekler ve Şeytanlar” da beyaz perdeye aktarıldı. Yönetmenliğini ilk filmde olduğu gibi Ron Howard’ın yaptığı Melekler ve Şeytanlar’ın başrolünde, yine ilkinde olduğu gibi Tom Hanks yer alıyor. “Da Vinci’nin Şifresi” daha fazla ses getirip, özellikle kiliseyi ayaklandırıp popüler olunca ilk filmin o kitap olması kaçınılmaz olmuş ve “Melekler ve Şeytanlar”a ancak sıra gelmiş. Simge bilimci Robert Langdon yine maceradan maceraya koşmaya devam ediyor.

    2) Film “Da Vinci Şifresi”nde olduğu gibi bir cinayetle başlıyor. CERN’de(Avrupa Nükleer Araştırma Konseyi) geliştirilen çok büyük tahribat gücü olan bir madde intikam için kaçırılır ve bunun için de bir profesör öldürülür. Bu işin arkasında “Illuminati” denen bir grup vardır. Zamanında kilise, dini bilimden üstün tutmuş ve bilim adamlarını dışlamıştır. Illuminati de bu dışlanan gruptur. Bunun intikamını da 4 preferitiyi yani papa olabilecek kardinalleri kaçırıp her saat başı birini öldürüp sonunda, çalınan maddeyle şehri yok ederek almayı planlarlar. Bunun üzerine simge bilimce Langdon devreye girer ve 4 elementten yola çıkarak işin arkasında kimin olduğunu bulmaya çalışır. Bu arada Papa’nın vekili de peder Camerlengo’dur.

    3) Tom Hanks elbette filmin en büyük kozlarından biri. Da Vinci Şifresi”nde başlayan maceralarına burada da son sürat ve hatta daha da gözü pek bir şekilde devam ediyor. İstediği bilgilere ulaşmak adına hiçbir tehlikeden kaçınmayan Langdon bazen fazla kahramanlık yapıyor. Polisin bile üstlenmediği görevleri üstleniyor. Bu da haliyle biraz karikatür haline getiriyor Hanks’i. Filmin diğer sürprizi Ewan McGregor ise rolüne yakışmış. İyi mi kötü mü olduğunu filmin sonuna kadar anlayamadığımız peder rolüyle filmi havaya kaldırmasa da sürünmekten kurtarıyor. Diğer oyunculuklar içinde çok parlak ve inandırıcı gibi kelimeler kullanmak pek mümkün değil. Hikayenin bilmecelerini takip ederseniz film akıcı bir hale geliyor, oyuncular sayesinde değil. Bu arada filmde kim iyi kim kötü bunları tahmin etmek çok da zor olmuyor. Sürprizler yapılmaya çalışılmış ama iş yine tahmin ettiğiniz yere geliyor.

    4) Da Vinci Şifresi’nde kiliseyi ayağa kaldıran ve tüm bilinenleri ters düz eden yapı bu kez tersine dönüyor. Kiliseye hizmet eden ama yer yer de çelişki yaratmaya çalışan bir hal alıyor. Başlarda daha farklı olan film sonlara doğru Hollywood klişelerine bürünüyor ne yazık ki. Herkese yaranma çabasını hissettiğiniz anda filmin değerinin azalma ihtimali var. Görsel efektlerde çoğu gişe filminde olduğu gibi başarılı olan filmdeki kardinal tiplemeleri gerçekten komikti. Ya adamlar gerçekten öyle yaşıyorlar ya da filmde karikatür gibi kalmışlar.

    5) “Melekler ve Şeytanlar” elbette bir devam filmi değil ancak kadro neredeyse aynı kalıp başrolünde aynı kahramanın maceralarını izleyince öyle bir his veriyor. Yani “Da Vinci Şifresi”ni izlemediyseniz de bu filme rahatlıkla girebilirsiniz zira kaçırdığınız bir şey yok. İlk kitapla film arasında çok farklılık olması sinemaseverleri üzerken bu kez ne olacağı merak konusu. Yaklaşık iki buçuk saat boyunca güzel zaman geçirmek için ideal bir film. Ancak kendinizle bağdaştıracağınız hiçbir şey bulmanız mümkün değil. Sadece ekranda gerçekleşebilecek olaylar zincirini izleyip “vay be adamlar nasıl yapmış” diyerek çıkacak ve hayatınıza kaldığınız yerden devam edeceksiniz. Bitmesini umduğunuz yerde filmin biraz daha uzaması da filmin eksilerinden olabilir.

    AhmetKamil

  6. KORALİN VE GİZLİ DÜNYA: Anne Beni Daha Az SevHenry Selick birçokları için hala Tim Burton’un Noel Gecesi Kabusu’nun yönetmeni olarak tanınıyor. Aradan epey bir zaman geçmiş olsa da Noel Gecesi Kabusu hala kült mertebesine ulaşmış karizmatik çizgisini koruyor. Ve malesef kimi çok beğenilen yönetmenlerin de zaman zaman başına geldiği gibi böylesine önemli işler çıkaran sanatçılar sürekli eski işlerinin gölgesi altında haksız eleştirilere maruz kalıyorlar. Henry Selick’te bazı sevimli animasyonlar ve çocuk filmleri yönetse de, kendisinden sürekli yeni bir Noel Gecesi Kabusu bekleyen seyircilerin hışmına uğrayarak sessizce köşesinde bekledi. Ta ki Koralin ve Gizli Dünya(Coraline)ile yurtdışı seyircisini çarpana kadar desek daha doğru olur belki de.

    Fragmanlarının dönmesiyle birlikte tüm dünyada büyük bir merakla beklenen Coraline hedefini 12’den vurmuş görünüyor. Gerek eleştirmenlerin gerekse Kuzey Amerika’da yaptığı ciddi hasılatın ardından meyvelerini toplayan film ekibi şimdiden Tim Burton’la yeni bir film projesi için görüşmelere başlamış durumda. Peki ama hem yetişkin seyircinin bayıldığı hem de eleştirmenlerin tuttuğu bu animasyondaki sıradışı durum ne? Üç boyutlu film tekniği desek değil, inanılmaz hızlı akan hikaye desek değil.Peki ama ne?

    Açıkçası Coraline’ı türdeşlerinden ayıran temel husus çok katmanlı tabiri caizse Freudyen hikayesi. Bir çocuk filminden ziyade görmesini bilenlere enteresan şeyler söyleyen bir film var karşımızda. Annelik kavramına herkesin yücelttiği noktadan değilde tam tersi bir köşeden, ezber-bozan şekilde yaklaşan hikaye çoğu yetişkin seyirci için hem ilginç hem keyifli. Yüzeyde bir perili ev hikayesi gibi duran ama onu annelik mitleriyle iç içe geçiren animasyon belki de biz büyüklere masal anlatıyor. Coraline’ın yeni taşındıkları evlerinde gizli bir kapı bularak başka bir dünyaya geçişi ve burda daha ideal gibi gözüken ama kendi bencil sevgisi uğruna küçük çocukları hapis eden öteki cadı anneyle karşılaşması filmin ana konusu. Coraline’ın başının derde girdiği öteki anne, anneliğin sevimli ve sıcak yönünü değil de zaman zaman her çocuğun kıyısından geçtiği o karanlık anne figürünü temsil ediyor. Saplantılı ve anaç bir şekilde bedenen ve ruhen her şeyiyle Coraline’ı isteyen öteki anne psikoanalitik okumalara açık ilginç bir portre. Coraline’ın öteki tarafa geçtiği kapının ardı ise yine enteresan bir şekilde göbek kordonuna benzeyen ilginç bir köprü olarak tasvir edilmiş. Bütün bunlar filmi sofistike ve farklı okumalara açık hale getiriyor.

    İşin ilginç ve bir başka güzel tarafı Coraline 3D tekniğini seyircileri şoke edip yerlerinden zıplatmak için değil hiyayesini derinleştirmek için kullanıyor. Son derece lezzetli görünen sahneler hiç acele etmeden yavaş yavaş sindirilerek mideye iniyor. Fonda sürekli bizi birşeylerin rahatsız ettiğini anlıyoruz ama bu bizi germek yerine atmosfere daha çok bağlıyor. Gerek ev gerekse bahçe hatta bulutlar bile tekinsiz ama bu bizi korkutmuyor sadece merakta bırakıyor. Bir çizgi film olarak hem aksiyonu hem de çizimleri son derece başarılı olan Coraline Henry Selick’in çıtasını tekrar yükseltmiş görünüyor. Filmi belki de tekrar tekrar izlemek hem alt-metni hem de atmosferi hazmetmek açısından en doğru karar.

    Çocuk izleyiciler içinse temposu düşük ve atmosferi ürkütücü gelebilir ama özellikle ikinci yarıdan itibaren hikayenin aksiyonun yükseldiği ve heyecanın katlandığı bir gerçek. Sabırlı davranan çocuklar da hikayeden ödülünü alıp gönül rahatlığıyla salonu terkedebilir. Sezonun belki de en önemli çizgi filmi salonlarımıza geldi. Kaçırmayın derim. İyi seyirler.

  7. “zenci bir kadınla beyaz bir adamın öpüşmesi televizyonda ilk defa star trek dizisinde görülmüştür.”

    tersi olsa kötü olurdu heralde

  8. “The show’s cultural influence goes far beyond its longevity and profitability. An entire subculture grew up around the show and, anecdotally, there are indications that Star Trek has influenced many people’s lives. This is apparent from the reported testimonials of people, such as scientists and engineers, who claim that their professional and life choices were influenced by Star Trek.” yaa, yaa. 🙂

    FB – GS kapışmasına döndü ya, hadi bakalım. 😛

  9. Sevgili Jesterdvine,

    Aslında Star Trek fanları da kendi içerisinde Trekkies ve Trekker diye ikiye ayrılıyormuş. Biraz fazla dallanıp budaklanan bir yapı. Dediğin doğru aslında Star Trek daha derin bir evren ama ben yine de o caz kulübüne gitmek isterdim:) Klasik üçleme her zaman favorimdir der tamamlarım ve seni selamlarım: “May The Force Be With You”:))

  10. Ekin,

    İşkence Odası konusunda katılıyorum. Ne Otel ne de Saw bilirim merak ettiğim için izlediğim 1. filmleri dışında.

    Hayır, ölüm hayatın gerçeği; eyvallah. Ama öldür efendice! Neblim, vur gitsin. Veya döv gitsin. Olmadı boğ gitsin. Fakat sen normalde ölünmeyecek biçimlerde saniye saniye, göstere göstere öldürtüyorsun karakterleri. Ve bunu da ölümü icra edenlerin “hihohoho” bakıç açısından yapıyorsun.

    Acaba “sex sells” hesabı bir “pain sells” kuralı mı vardır nedir?

  11. Sevgili Özkan,

    Kimi konularda anlaşabiliriz ama Trek v.s. Wars konusunda senin karşındayım! 🙂

    Ben ezelden beridir Trekçiyim (nasıl terimse artık) ve Wars’ın “sulu” atmosferini çekemiyorum. Hele tamamamen insani eğlence anlayışını devam ettirip caz klübü işleten uzaylılar? Veya tüm insan dışı varlıkların oksijen soluduğu “gerçeği” (?).

  12. Star Trek her zaman bir fenomen bence ve ben heyecanla bekliyorum. Kadın konusunda da gerçekten son seride artık bir kadın kaptanımız vardı. Kirk’un gençliği falan güzel olacak, heyecanla bekliyorum.

    Bu arada ne zaman Star Trek dense ister istemez aklıma “Turist Ömer Uzayda” geliyor. Tam bir dumur ama yine de izlettiriyor kendisini meret (Efsanevi Tuz Emen Canavar:)), ek olarak bu filmin arka fonunda çalan müziğin Pink Floyd’dan Echoes olduğunda belirtelim.

    Star Wars serisini Star Trek’e tercih etmeme rağmen böyle kült bir yapıma da saygısızlık edemem. Her zaman izlemeye ve kitaplarını okumaya açığım. Konuyla ilgili “Trekkies” adında sağlam da bir belgesel bulunuyor meraklıları kaçırmasın derim.

  13. Jesterdvine,

    Ya tam bir fiyasko ya da tarihe geçecek bir film olacak:) Gönlümüz ikincisinin olmasından yana…

    Milk’ten çok ümitliyim ben, henüz Sean Penn’i kafamda rolüyle tam bütünleştiremediğim için izlemek üzere cesaret toplama aşamasındayım. Böyle söylediğime bakma, Cuma günü vizyona girer girmez illa ki gidilip görülecek.

    Bu listede izlememe ihtimalimin bulunduğu tek film İşkence Odası. Sebebi de kan revan içindeki kesme biçme sahnelerine ve filmde yoğun olarak yer aldığı söylenen derin çaresizlik hissine kalbimin dayanıp dayanmayacağını bilmemem.

    Bir de yukarıdaki listede adı geçmeyen ancak geçtiğimiz aylarda vizyona girmiş olan “Burn After Reading” diye bir film var ki… Mutlaka izlenmesi gerektiğini tekrar ve tekrar hatırlatmaktan hiç yorulmam.

    Gidin görün, temin edin görün, bir şekilde mutlaka görün işte:}

  14. http://www.movieweb.com/video/VIgbyiljl4eEip adresindeki trailerdan göreceğimiz gibi, o-haa dedirten bir film olmuş Star Trek.

    Serinin ilk filminin üstünden 40 yıl geçmiş olsa da, filmlerdeki düzeye varana kadar (teknoloji ve anlayış) değerini de yitirmeyecek..

    Konuyla alakalı bir yazı buldum;

    popüler bir yapıt, ona kuşku yok. ama popüler bir yapıttan beklenmeyecek denli ahlaklı, insanın mümkün olabilecek değerleri arasında en iyiye gideceğine inanmış ve bunun gelecekte böyle gerçekleşeceğinin umudunu besleyen, dürüst, temiz yürekli ve barışçıl bir dizi. bilim-kurgu ile uğraştığınızda iğrenç uzaylı düşmanlar, vahşi yutucular filan tarif edip aksiyonun dibine vurmak ve amerikan ırkının dünyanın en muhteşem aşmış varlıkları olduklarını kanıtlamak varken bunu seçmesi de, insanlık adına ümit verici.

    başlarda kadın konusunda, gayet eğlencelere konu edilebilecek sapkınlıkları olduğu kesin. ama original series’den voyager’a gittikçe kadın kimliğine dair hatalar düzeltilmiş, en sonunda bir kadın kaptanımız da olabilmiştir. bazı genel vurgular yapmakta fayda var:

    – star trek insanı kendisinin ne en muhteşem ırk olduğunu, ne en zeki canlı olduğunu düşünür. insanın tüm gücü ve federasyon içindeki dengeli konumunu sağlayan akıl ve duyguları arasında kurduğu denge ve kendini korumak ile savaşmak arasındaki farkı anlayabilmesidir.
    – star trek insanı işgale gitmez ve işgal etmez. barışçıl bir bütünleşme ile herkesin adil olduğu bir dünya ve evren tarifi yapar.
    – star trek’te sınıf yoktur. star trek hiyerarşisi deneyimle biriktirilen bir neredeyse akademik yapılanmadır. düzensiz değildir ama tamamıyla rasyonel olmak için çaba gösterir, açık bulduğu yerde kapatır. varlık bilincine erişmiş bir makinenin söz konusu olduğu durumda, onu da bir varlık olarak kabul eder, köleleştireceği yeni bir ırk yaratmaya çalışmaz.
    – star trek’te elbette ki milliyet kavramı yoktur. zaten kendi içinde ülkelere bölünmüş gezegenlerle iletişime geçmek federasyon yasalarına aykırıdır. bulunan yeni türlerle karşılıklı birbirini anlama çalışmaları yapılır ve her zaman ne alınabileceğine değil, bir doğal olay olarak varlığın söz konusu olduğu her alan ile adil ilişkiler kurulmasına çalışılır.
    – star trek insanının inançlara düşmanlığı ya da sempatisi yoktur. inançtan söz edilmez. herkes kendi inancını istediği gibi yaşar. tabi ki böyledir bu. tanrı varsa bile, bizim bilmediğimiz bir yaşam formu olarak algılanır. ama evrenin mutlak dengesine sonsuz bir saygı vardır ve olduğu gibi korunmak için büyük bir çaba gösterilir. evrende değişiklik yapmak hususunda gösterilen yegane çaba “m sınıfı” (yaşanabilir) gezegenlerin sayısını arttıracak projelerdir.
    – star trek insanının yegane düşmanı, kendisini ve başka türleri kendisinden aşağı gören, kendisinin başkasından üstün olduğuna ve başkalarının hayatlarına müdahale edebileceğine inanan şerefsiz türlerdir. bunlarla mümkün olduğunca savaşmamaya çalışsa da, çatışmaları mümkün olduğunca sorunsuz atlatma gayretindedir.

    daha bir çok şey söylenebilir elbet hakkında. şimdilik bu kadarla kalalım.

    bir de işin diğer yüzü, yani gerçek hayattaki karşılığına bakalım.

    – star trek vefalı bir dizidir. oyuncularına saygı gösterir, herbirinin kariyerini geliştirecek roller verir ve onların kişisel özelliklerine saygı gösterir. original series’den tng’ye, dizide yetişmiş oyuncular, hem dizide hem filmlerde yönetmenliğe kadar varan sorumluluklar almışlardır.
    – star trek yaratıcıdır. biraz iddialı olacak ama, sinemada seyrettiğimiz her bilimkurgu filmi, bilgisayar oyunlarında kullanılan her bilimkurgu teması, daha önce bir star trek bölümü olarak seyredilmiştir. ama çok daha ahlaklı bir biçimde, çok daha insani bir yöntemle.

alperolli için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: