“Kyoto Yolları Taştan”

Japonya12 Eylül’de oryantasyon başladı ve bir hafta sürdü. Okul her şeyi ayağımıza getirmiş, banka hesabını bile okula gelen bankacılar aracığıyla açtık. Derslerimi de iki Japonca, bir Marketing, bir de Entrepreneurship olarak seçtim. Kep atıp mezuniyet balosuna katıldıktan sonra hala derslere gidiyor olmak tam bir eziyet. Üstelik arkada oturayım uyuyayım da yok; katılım ve grup çalışması istiyor bu hocalar. Neyse oryantasyon ve kaydın ardından açılış konuşması vardı. Bayrağımızı salonda asılı gördüğümde neredeyse ağlıyordum, çok duygulandım. Bir haftada bu kadar özlenmez ki demeyin, gurbet zormuş.

Okulda toplam 435 tane exchange varmış. 255’i Amerikalı, 50’ye yakını da Avustralya, Kanada, İngiltere gibi ülkelerden geldiği için herkes gevrek gevrek İngilizce konuşuyor. 2 yıldır öğrendiğim Japonca’yı yıllardır öğrendiğim İngilizce’den daha rahat konuştuğumu farkettim. Okulumuz bayağı güzel ama tabi manzarası yok. Boğaziçi’nin yerini tutar mı?

Açılış konuşmasının ardından açık büfe yemek vardı. Bayağı özenmişler her şey vardı ama tabi hepsi Japon yemeği deniz böceği. Sadece meyve ve dondurma yedim. 3 tane Japon kızla tanıştım. Burada Türkiye deyince genelde seviniyorlar. Çok görmek istediklerini söylüyorlar. Tanıştığım üç kız da aynı şeyi söyledi. “Ama başımızı örtmemiz gerekiyor mu?” dediler. “Hayır” dedim. “Şu halinizle gelebilirsiniz, ben de böyle geziyorum.”

Ayrıca okula gidip gelirken kullanmak için 7000 yene 2. el bir bisiklet aldım kendime. Burada bisiklet trafiği çok yoğun. Her yere bisikletle gidiyorlar, özel bisiklet parkları var. Ama bisiklet motorsikletle aynı kurallara tabi, bisikletle verilen ehliyet misali kağidi hep taşımak gerekiyor.

Kyoto2Ertesi gün Pınar’la 7 aydır Japonya’da olan Tuğrul’la buluşmaya Osaka’nın Taksim’i olan Shinsaibashi ve Nambaya gittik. İlk gidişimiz olduğu için kaybolduk. Cep telefonu da olmayınca bir türlü buluşamadık. Sonra istasyon görevlisi bizi bir internet kafeye götürdü, orada Tuğrul’un cep telefonuna mail attık da öyle buluşabildik. Bu sırada internet kafeci teyze bize kaşla göz arasında bir form doldurttu, üye yaptı galiba bizi. Burada nereye gidersen git, bir daha gel diye üye kartı gibi bir şey doldurtuyorlar. Bir dahaki gelişlerin indirimli oluyor. Magaza-müşteri ilişkisine inanılmaz önem veriyorlar. Ayrıca burada restoranların kafelerin önünde hep 3-4 sandalye oluyor. Genelde içeride yer olmuyor sırada oturarak beklesinler diye. İnsanlar da gerçekten oralarda oturup dakikalarca sakin sakin bekliyorlar.

Namba cok kalabalık bir yer. Bir sürü mağaza, game center ve pachinko dedikleri kumarhanelerden var. Öyle bakına bakına yürürken bir baktım Turkish Ice Cream yazıyor, Doner yazıyor. Amanın annemi görmüş gibi sevindim. Burada Türk Dondurması çok ünlü. Biz de hemen birer dondurma aldık. Yalancı Maraş dondurması, nasıl olsa Japonlar anlamıyor diye satıyorlar ama biz yemedik tabi hemen farkettik. Sermayem olunca Japonya’ya kumpirci açacağım düşüncesiyle piyasayı bir yoklayayım dedim. İşler süpermiş hakkaten. Bir de bize bir Türk lokantası tarif ettiler, bayramda gitmeyi düşünüyoruz.

Bu Japonların moda anlayışını anlamakta gerçekten zorluk çekiyorum. Kısacik etek veya şortla jartiyer giyip altına kışlık çizme giyenler mi ararsın, kat kat dolabındaki her şeyi üstüne geçirmişler mi ararsın, hepsi var. Zaten uyum sıfır, saçma sapan renklerde topuklu ayakkabılar giyip bir garip yürüyorlar. Neden böyle kat kat giyiniyorsunuz diye sordum bir Japon arkadaşa, karar veremeyip hepsini giyiyoruz dedi… Erkekleri zaten ayrı bir dünya. Saclar bakımlı, boyalı, röfleli, kollarında her renkten kız çantaları, kafalarında kız tokaları, oje sürenleri bile var.

Kyoto3Sonraki gün Japon öğrenciler biz exchangeleri Kyoto’ya götürdü. Japon öğrencilerle eşleşmek için sırada bekleyip bir yandan Pınar’la Türkçe konuşurken arkamızdaki bize benzeyen kız: “Where are you from?” dedi. Bu sahneyi daha önce de aynı yurtta kaldığımız Onur isimli Robert mezunu olup Amerika’dan gelen çocukla yasamıştık. Neyse bu sefer bu bize benzeyen esmer kız Türk çıkmadı, Arap çıktı. Mısırlıymış, adı Diana çünkü babası İsveçliymiş. Kız bizi arıyormuş açılış konuşmasından beri. Türkiye’den gelen iki kişiyi her yerde aradım, sonunda buldum. Siz de bana benziyorsunuz, burda herkes sarışın, korkuyorum gevrek gevrek konuşuyorlar dedi. Gel gel korkma bizle arkadaş ol dedik biz de:)

Kyoto’da üzerinde kimono veya yukata denilen yazlık kimonoyla dolaşan pek çok teyze gördük. Turistik sebeplerle değil bildiğiniz normal kıyafet olarak giyip geziyorlar sokaklarda.

Kyoto’da Japonlar bizi önce bir yere yemek yemeye götürdüler. Makarnanın kalını olan tavuklu Udon yemek istedimse de üzerine serptikleri balık pulları sebebiyle yine yiyemedim, yine yiyemedim. Evet bunu yiyebilirim süper dedigim her şeyin üzerine garip bir sos, balık pulu vs. koyup bütün iştahımı kaçırıyorlar.

Kyoto1Yemegi masanin ortasinda bulunan firinimsi seye dokuyorlar, herkes ordan yiyor. Ayrica evet hala cubuklarla yemeyi ogrenemedim. Yemekten sonra Dunya Miras Listesinde bulunan Kiyomizu Tapinagi’na gittik. Tapinaga gidis yolunda pek cok rengarenk magaza var. bu magazalarin birinde beles dagitilan Japon lokumu giib birsey yedim. Guzeldi. Inanamadim begendigime. Ayrica giderken kocaman bir heykel gorduk uzaklarda. Bu ne diye sordum Japonlara. Hic biri bilmiyordu. O kadar kocaman heykelin ne oldugu nasil bilinmez!

Yolda gerçek bir geyşa gördük. Bir Japon’un çektiği fayton tarzı bir arabada beyiyle gidiyordu. Fotoğraf çekebilir miyiz deyince hemen poz verdiler. Ama beyi niye böyle bir poz verdi anlam veremedim…

Neyse efendim sonunda ünlü Kiyomizu tapınağına vardık. Çok güzel hatta muhteşem bir yer. Ormanın içinde, sessiz , kuşun böceğin öttüğü manzaralı bir tepeye yapılmış. İçeri girerken kapıdaki ejderhalı suyla eller yıkanıyor. Ayrıca evet artık fotoğraf çekilirken zafer işareti yapıyorum. Japon olmak kolay değil.

Tapınakta içeri girip oradaki çanı çalarak ellerini birleştirip dua ediyorlar. Çanı bir daha çalınca duaları bitmiş oluyor. Bir de bir kutu var dışarıda. İçinde üzerinde dilek yazan tahtalar var. Biri mesela çocuk istemiş. Kutu dolunca bu dilekler nereye gidiyor sorum cevapsız kaldı. Buradan akan sudan cezvemsi şeylere su doldurup içiyorsun. Şifalı suymuş, zem zem suyu misali… İçtim ben de bu yıl bir daha hasta olmam belki.

Kiyomizu Tapınağı’ndan sonra adını bilmediğim bir Shintoist Tapınağına gittik. Budist tapınaklarına “otera” , Shintoist tapınaklarına “cinca” diyorlar. Kocaman afiş misali beyaz bezlerde bu sene şanssız olan yaşlar yazılıydı. 15-20 tane yaş yazılıydı. 3 tanesini kırmızıyla yazmışlar. Onlar en sanşsızlarmış. Bu yaşlarda olanlar tapınağa gelip dua ederlerse bir şey olmazmış.

Bir mistik gezimizin daha sonuna gelirken büyüklerin ellerinden küçüklerin de gözlerinden öperek yurdumuza döndük.

Begum-BerberogluYazan: Begüm Berberoğlu
Ülke: Japonya

3 Yanıt to ““Kyoto Yolları Taştan””

  1. Tesadüfen başka birşey ararken denk geldim yazılarına ve Japonya ile alakadar olanların hepsini okudum ve çok beğendim 🙂 Anladığım kadarıyla lisans sonrasında exchange öğrenciliği durumu var. Gitmene sebep veren fırsatı tam olarak açıklaman mümkün mü 🙂

  2. Evet, dunyada Japonlar kadar ilginc bir millet yok galiba 🙂

  3. Yazıya ‘Japonlar’ aşmış kendilerini demek istiyorum. Özellikle erkekler epey ilginçmiş:))

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: