“Dört dörtlük filmlerden hafızalara kazınan sahneler”

Film müzikleri ya da filmlerde çalan şarkılar üzerine bir ton yazı yazılabilir aslında. Ama benim asıl anlatmak istediğim o filmle özdeşleşmiş bir sahne ve arkasında ya da film içerisinde çalan mükemmel bir şarkının uyumu. Düşündüğümüzde böyle birçok örnek bulabiliriz sanıyorum. Ama aklıma 4 tane güzel film ve o filmle özdeşleşmiş şarkı geliyor o zaman sıradan başlayalım:

Casablanca-As Time Goes By-Dooley Wilson
casablanca1942 tarihli bu efsane filmin efsane şarkısı. Ne zaman mırıldansam ya da bir yerlerde duysam hemen aklıma Rick’in barı, tavanda dönen pervaneler, La Marseillaise’in söylendiği sahne ve elbette Rick Blaine ve Ilsa Lund’un unutulmaz aşkı geliyor. Sanıyorum gelmiş geçmiş en iyi aşk filmlerinden birisi Casablanca. İkinci Dünya Savaşı’nın en zorlu yıllarında çekilen ve savaş zamanındaki iki kişinin hikayesini anlatan filmde en çok akılda kalan sahnelerse sanıyorum Dooley Wilson tarafından seslendirilen “As Time Goes By”ın çaldığı anlar olsa gerek. Ilsa’yı hatırlattığı için Rick’in barında asla çalınmayan tek şarkı sadece Ilsa o bara geldiğinde tekrar çalınacaktır. Louie Armstrong’un seslendirdiği sanılsa da ilk seslendiren Dooley Wilson olmuştur ve ardından da bir çok kişi coverlamıştır. “Tekrar Çal Sam” repliği, kültleşmiş kapanış sahnesi, Humphrey Bogart ve Ingrid Bergman gibi iki ölümsüz sanatçının oyunculuğu ve savaş dönemi propagandalarını da içinde barındıran Casablanca’nın 8.8 imdb puanı ile en iyi 250 film listesinde 11. sırada olduğunu da ekleyeyim. Bunda kesinlikle en büyük pay “As Time Goes By” ve Sam’in sihirli parmaklarında bence. O zaman ne diyoruz: “Tekrar Çal Sam”

As Time Goes By

Saving Private Ryan-Tu Est Partout-Edith Piaf
sprCasablanca’dan sonra bir başka İkinci Dünya Savaşı filmini de eklemek lazım. Er Ryan’ı Kurtarmak’da herkes eminim ki açılıştaki Omaha Beach sahnesini tercih etmekte ve bunu anlatmaktadır. Açılıştaki vurucu savaş sahnesinin hakkını yemeden filmde beni en çok etkileyen sahneyi anlatayım o zaman. Filmin son savaşı öncesinde Yüzbaşı Miller ve adamları Almanlara karşı köprüyü tutacakları yıkıntı haline gelmiş Fransız kasabasına varırlar. Kasabayı incelerken sokakta bir masa üzerinde gramafon görülür ve plak çalmaya başladığında Edith Piaf’ın sesi o yıkılmış kasabanın sokaklarında yankılanmaya başlar. Upham, şarkının sözlerini çevirmeye başladığında kırık bir aşk hikayesini öğreniriz. İçinde bulundukları savaş ve yıkık kent ile özdeşleşir sözler. O anda bence başka hiçbir şarkı o yıkık şehre ve az sonra olacak kanlı çarpışmaya bu kadar uygun olamaz. Aslında koyu bir Amerikan propagandası olsa da asıl mesleği için sürekli iddialar dönen Yüzbaşı Miller rolündeki Tom Hanks, bir başka usta Tom Sizemore, savaş filmlerinin en iyi sniperlarından birisi rolünde Barry Pepper ve elbette “Tu Est Partout” ile sadece en iyi savaş filmleri arasında değil en iyi filmler arasında da yer alan bir yapım Er Ryan’ı Kurtarmak. Sadece şarkının çaldığı sahne bile filmi tekrar izlemeniz için iyi bir neden.

New York Stories-Whiter Shades of Pale-Procol Harum
NewYorkStories1989 yılında üç usta yönetmenin New York üzerine hazırladığı kısa filmlerden oluşan bir film New York Stories. Francis Ford Coppolla, New York psikozlarının yönetmeni Woody Allen ve Martin Scorsese’nin üç filmi içerisinde ben en çok Scorsese’nin bölümünü beğenmiştim. Nick Nolte, Lionel Dobie adındaki ünlü bir ressamdır ve birlikte olduğu kendisinden oldukça genç hayranı Paulette (Rosanne Arquette) ile hangar gibi büyük bir yapıda yaşamaktadır. Film boyunca Dobie sürekli aynı resimle boğuşur, Paulette ile sorunlu ilişkisinde kavgalara ve daha çok aşağılanmalara maruz kalır ve ne zaman tuvalinin başına geçse boyalı parmaklarıyla teybe kasedi (evet cd değil!) yerleştirir. O büyük salonda Procol Harum ve o güzel şarkı yankılanır. Dobie’nin yaratıcılığı aslında ikili ilişkisindeki sorunlar sayesinde canlanmaktadır ve ne zaman Paulette, Onu terk eder işte o zaman resimde tamamlanmıştır. Kapanış sahnesinde ise resmin sergisinde Dobie’yi hayran gözlerle süzen bir kız daha görülür ve yeni bir yaratım süreci başlar. Hikayesinden öte arkada sürekli çalan Procol Harum ile özdeşleşmiş bir film benim için. Ne zaman şarkıyı duysam boyalar içinde delice resim yapmaya çalışan Nick Nolte ve o büyük salon gelir aklıma. Daha sonra pek çok kişi (Annie Lennox) coverlamıştır parçayı ama hiç biri orijinalinin yerini tutamaz.

Whiter Shades of Pale

Wayne’s World-Bohemian Rhapsody-Queen
waynesworld1992 yılında sadece metal ve rock müzik dinlemeyi seven genç bir bünye için sanıyorum en önemli filmlerden birisiydi Wayne’s World. Mike Myers günümüzdeki kadar cıvıklaşmamı ve film, güzel espriler ve müziklerle donatılmışdı. Wayne ve Garth’ın ekipleriyle beraber bodrum katlarında hazırladıkları programları ve yaşadıklarını anlatan filmin en unutulmaz sahnesi kesinlikle küçücük bir araba içerisinde teybe takılan Queen kasedi (evet yine kaset dedim), direksiyonda Garth yanında Wayne arkada ekibin diğer 2 üyesi. Yolda arkaya alınan sarhoş arkadaş ve beşinin birden Bohemian Rhapsody’yi söyleyip headbang yapmaları ve ardından gözyaşları içerisinde şarkıyı tamamlamalarıydı. 1993 yılında Brit ödüllerinde en iyi soundtrack ödülünü de bu filmin aldığını söyleyelim. Freddie Mercury’nin 1991 yılında hayata veda ettiğini hatırlarsak sahnenin anlamı daha da artıyor. Queen’in, Bohemian Rhapsody klibiyle beraber şarkıyı dinleyebileceğiniz bence en iyi yorum. Filmle özdeşleşmesinin ötesinde sinema tarihinin de en kült sahnelerinden birisinde Freddie Mercury’nin unutulmaz sesi ve Queen’in gücünü de göz ardı etmemek lazım. Şarkıyı dinlediğinde hala gözleri dolanlar olduğuna da adım gibi eminim…

Bohemian Rhapsody

Sadece dört tane mi? Elbette değil. Donnie Darko’da çalan Gary Jules’un mükemmel şarkısı Mad World, Trainspotting’de Renton’ın aşırı doz aldığında kırmızı halının içine gömülüp olanları Onun gözünden izlediğimizde çalan Lou Reed’den Perfect Day, Fight Club’ın kapanışında gökdelenler yıkılırken çalmaya başlayan Pixies’den Where is My Mind, The Lord of the Rings – The Return of the King’de Annie Lennox’a Oscar kazandıran Into the West, Wizard of Oz’da Judy Garland’ın sesinden Somewhere Over the Rainbow, Breakfast at Tiffany’de Audrey Hepburn’un sesinden Henry Mancini’nin unutulmaz eseri Moon River da çaldıkları filmlerle özdeşleşmiş sahneleri olan sağlam şarkılar bence. Yukarıda Tu Est Partout’u dinletemedim. O zaman bunun yerine kapanışı Hepburn yapsın. İyi dinlemeler…

Moon River

About Özkan Ulukök

1977 yılında Ankara'da doğdum. ama yaşamımın büyük bir kısmı daha bir yaşına gelmeden taşındığımız İzmir'de geçti. 1999 yılında Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden mezun oldum. Burada önce 2002'de yüksek lisansımı zorlu bir süreç sonunda 2009'da da doktoramı tamamladım. Doktora tezim Marka Değeri üzerine oldu. 2004'e kadar Ege İletişim Reklamcılık Bölümü'nde Araştırma Görevlisi olarak Reklam Yazarlığı, Yaratıcı Düşünce, Marka Değeri konuları üzerinde çalıştım. İstanbul'a gelişimle özel bir akademide geçen eğitmenlik tecrübesinden sonra 2007-2011 arasında Shell & Turcas Petrol'de Eğitim Uzmanı olarak, 2011-2015 arasında da Imperial Tobacco Türkiye İK departmanında Eğitim ve Gelişim Yöneticisi olarak çalıştım. 2015'den beri Şişecam Paşabahçe Mağazaları İK departmanında Eğitim ve Gelişim Yöneticisi olarak görev yapıyorum. Seyahat etmek, fırsat buldukça bol bol PC,PS3,iPad farketmez oyun oynamak, sinema, kitap, müzik, elbette fistikyesili.com'da blog yazmak ve bunları paylaşmak gibi hobilere sahibim. Evliyim ve Ümraniye'de yaşıyorum.

4 Yanıt to ““Dört dörtlük filmlerden hafızalara kazınan sahneler””

  1. Filme damgasını vuran sahne ve parça kesinlikle Bohemian Rhapsody ama ek olarak Wayne’s World Soundtrack’i herkese tavsiye ederim. Albüm, Cinderella, Red Hot Chili Peppers, Black Sabbath, Jimi Hendrix, Alice Cooper gibi sağlam grupların güzel şarkılarını barındırıyor.

  2. Bohemian Rhapsody mükemmel bir klasiktir. Rock dinleyip de bunu bilmeyen yeni jenerasyonun çok şey kaçırdığını düşünüyorum. O zamanlar kaset vardı benimde sahip olduğum, şimdi daha kaliteli soundla tabi ki haberi olan sahip olabilir… Freddy Mercury bir idoldür ve filmde gerçekten bu sahne hafızalardan silinmez…

    “Is this the real life, Is this just fantasy
    Caught in a landslide, No escape from reality
    Open your eyes, Look up to the skies and see
    Im just a poor boy,i need no sympathy
    Because Im easy come,easy go,
    A little high,little low,
    Anyway the wind blows,doesnt really matter to me,To me…..”

  3. Rohirrimin gelişi sahnesi kesinlikle süper sana katılıyorum. Orada özellikle Theoden’in yaptığı konuşmanın da sahneye kattığı anlamı unutmamak gerekli:

    “Arise, arise, Riders of Theoden!
    Fell deeds awake: fire and slaughter!
    spear shall be shaken, shield be splintered,
    a sword-day, a red day, ere the sun rises!
    Ride now, ride now! Ride to Gondor!”

  4. Benim aklımda kalan en güzel film sahnesi yüzüklerin efendisi: kralın dönüşü’nde ki savaş borularıyla minastirite yardıma gelen rohirrim’lerin yaptığı savaş ve hücüm sahneleridir.

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: