“Veda”

Ölüme meydan okuyan bir kuşağın hikâyesi…
1938 yılının Kasım ayı. Atatürk, hastalığı iyice ilerlemiş, koma halinde Dolmabahçe’deki odasında yatmakta. Selanik’ten beri hiç ayrılmadığı çocukluk arkadaşı Salih Bozok, onu bir an olsun yalnız bırakmıyor. Bir ulusun liderinden öte en yakın arkadaşının yakalandığı hastalığın çaresizliğine derin bir üzüntü içinde boyun eğmekten başka yapabileceği bir şeyi yok. Olacakları kabul ettiren çaresizliğin sorgusu gözlerinin hüznünden yayılıyor: Ya Atatürk ölürse ben ne yaparım?
Salih Bozok, o zaman Galatasaray Lisesi’nde öğrenim gören 17 yaşındaki oğlu Muzaffer’i yanına Dolmabahçe’ye çağırır. “Bak evladım, artık koca adam oldun, seninle açık konuşacağım.” der. “Hakikatleri bilmelisin. Atatürk çok hasta, son günlerini yaşıyor. Onu ancak bir mucize kurtarır.” Muzaffer ters, aksi babasının yerine cana yakın ve sevecen bir babayla karşılaşmanın şaşkınlığı içinde duyduklarını kabullenmek zorunda kalır. Salih Bozok oğluyla mesafesini koruyarak devam eder: “Sağlığı için hep dua ediyoruz ama şayet ona bir şey olursa ben de yaşamamaya kararlıyım. Benim için ondan sonra hayat düşünülemez artık…”
Bir mucize içinde ülkeyi yeniden inşa eden Başkumandan kendisi için bir mucize gerçekleştirebilir miydi? Bunun olamayacağı gerçeğini gören Bozok, ruhunu saran büyük bir ümitsizlik içinde çocukluğundan bu yana birlikte adım attıkları can dostu Atatürk’le olan anılarını kâğıda dökmeye başlar. Bu, onun Atatürk’e vedasıdır ve film bu sahneyle başlar…
Filmde Dolmabahçe’den geri dönüşlerle Atatürk ve Salih Bozok’un çocukluklarının Selanik’inden Ankara’ya ve İstanbul’a uzanan ve ölene kadar devam eden yarım asırlık bir dostluğun, hatta dostluktan da öte bir kardeşliğin hikayesi anlatılıyor.
Mustafa’nın küçük bir çocukken bir bayram sabahı babasıyla Selanik’in sokaklarında gezmesini, arkadaşı Salih’le mahalledeki arkadaşlarının oyununa katılmasını, yatılı okuduğu askeri okuldan anne özlemine dayanamayarak haftasonu evine gidip annesine sıkıca sarılmasını, Selanik’in düşmesinin ardından doğduğu toprakları, büyüdüğü sokakları bir daha göremeyeceğinden duyduğu üzüntüsünü, Selanik’ten binbir zorluk çekerek İstanbul’a ulaşmayı başaran muhacirler arasında annesi ve kız kardeşini ararken içinde duyduğu karamsarlıkla birlikte yitirmediği umudunu, zaferlere imza atmış bir asker ve devlet adamı olmanın dışında aşka yakın duruşunu ve nasıl bir eş olduğunu, kısacası Atatürk’ün o kırılamaz kişiliğinin dışında aslında bir insan olduğunu izliyoruz filmde. Aslında film boyunca ilkokuldan beri Atatürk’ün hayatı hakkında öğrendiklerimizi tazeliyoruz. Ancak bir farkla; satır aralarına katılan duyguyla birlikte.

Salih Bozok’un anılarından yola çıkarak filmin senaryosunu 3 yılda yazan Zülfü Livaneli aynı zamanda uzun bir aradan sonra bu film ile yönetmenliğe geri dönmüş oldu. Müziklere de imza atan Livaneli, film için Berlin Filarmoni Orkestrası ile özel çalışmalarda bulundu. Atatürk’ün çocukluk, ergenlik, gençlik ve yaşlılık dönemlerini 4 farklı oyuncu canlandırdı. Atatürk’ün gençlik dönemini Sinan Tuzcu, yaşlılık dönemini Burhan Güven, annesi Zübeyde Hanım’ı Dolunay Soysert, Salih Bozok’u Serhat Kılıç, Fikriye Hanım’ı Özge Özpirinçci, Latife Hanım’ı ise Ezgi Mola oynadı.
Günümüz Türk filmlerine nazaran yüksek bütçeyle yapımı gerçekleştirilen filmin çekimlerinde 12 bin parça kostüm ve 2000 kişilik figürasyonun dışında yurtdışından gelen özel ekiple birlikte 1200 kg. makyaj malzemesi ve gerçek saçtan yapılmış 150 adet peruk kullanıldı.
Veda’ya gösterime girmesiyle birlikte sinema ve tarih camiasından gerçeklerin olduğu gibi verilmediğine, taraflı durulduğuna ve tarihsel hataların olduğuna dair birçok olumsuz eleştiri getirildi. Livaneli, muhteşem müzikleri eşliğinde Atatürk’e dair bir belgesel değil, bir film ortaya çıkarmış. Ne denirse densin, halen izlemeyenler varsa mutlaka izlemeleri gereken bir film.

About Sergul Sungur

Sergul Sungur, 2004 yılında Ege Üniversitesi Radyo TV Sinema Bölümü'nden mezun oldu. 2013 yılına kadar dizi film ve sinema sektöründe profesyonel çalışma hayatını devam ettirdi. Kariyerine dijital medya alanında uzmanlaşarak yeni bir yön verdi. Deniz, güneş ve kitaplar büyük tutkusu.

4 Yanıt to ““Veda””

  1. Çok güzel bir filmdi. Duygular ve durumlar çok güzel ortaya konmuş. Bazı sahnelerde hüngür hüngür ağladımm. Kesinlikle vakit ayırmanız gereken bir film. Özetinide çok güzel anlatmışsın ağzına sağlık Sergül hanım 🙂

  2. Cümleyi biraz kıs tutsaydın da nefessizlikten boğulmasayık. Şaka. İzlenmesi gereken bir film. Üstelik bu günlerde buna ihtiyacımız var. İyi, kötü ve eksik yanları bile olması gerçeği değiştiremez. Önemli olan ATATÜRK’Ü sevmek. Gidip bu sevgimizi yenilemek. Özellikle 12 Eylül sonrası gençliğinin bunu izlemesi gerekiyor.
    Atatürk unutturulmasın, unutulmasın…

  3. Veda filmini çok güzel yorumlamışsınız.Bir Atatürk çü olarak bu filmi mutlaka izleyeceğim.sevgiler…

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: