Arşiv | Aralık, 2010

“Makineleşsek”

Makinelerden farkımız ne? Düşünüyor olmamız mı? Yoksa hissediyor olmak mı? Korkmak, üzülmek, veya mutlu olmak gibi duygu gerektiren hisler. Bütün bunlar birleşince mi mekanik bir işleyişten farkımız oluyor? Merak ediyorum. Acaba ruh denen kavram da mı bir düzen üstüne kurulu? Hani gaddar insanlara “Ruhsuz” derler ya. Acaba ruhumuz olmasa cidden hisslerimiz demi olmayacaktı? Robot mu […]

Okumaya devam et

“konuşmamalı.”

“yaşamın ucuna yolculuk” niyetindeydi tezer özlü, “tutunamayanlar“dandı oğuz atay, “geç kalmış ölü“nün tekiydi mehmet eroğlu… bu ve benzerlerini okuyarak büyüdüm ben. hem de sadece memlekettekileri değil, gavurlarınkileri de bitirdim. dolayısıyla, hem ne yazdığımı, hem de neyi neden yazdığımı iyi biliyorum. bir geçiş hali bu, bir yitiş değil. hani bakış açısını değiştirince dünya değişir ya, o […]

Okumaya devam et

“dets dı fitbol!”

Bugün konumuz neredeyse tüm erkeklerin ilgi alanına giren futbol. Gelin beraber çocukluğumdaki oyun kuralları ve uygulamaları ile bugünküler arasında nostaljik bir tur yapalım. * Hakemlerin forması siyahtı eskiden. Şimdi de siyah giydikleri oluyor ama sahadaki formalara göre fosforlu sarı,turuncu vb. cart renkler de giyiyorlar. * 3 tane hakem vardı sadece, 4. hakem diye bir şey […]

Okumaya devam et

“Ütopya: Bölüm 1”

Ütopya adını verdi ona böyle bir yer olmadığı anlamına gelen Yunanca sözcük Quevedo Yıl 1960. Neden mi? Bilmiyorum gizemli olsun diye herhalde. Gizemli olmasını istemem ise anlatacağım hikâyenin başlı başına gizemli bir nesneyle gerçekleşmesi. Cafe Myrmidon’da karşımdaki kentin günümüze kadar ki değişimini imge ile görünen arasındakiyle fark etmeye çalışırken kendimi şehrin hengâmesine kaptırıp karınca gibi […]

Okumaya devam et