“adsız’a, saygıyla…”

dedim ki kendimle konuşurken kendime:

“kalbini kırdığımız ya da bedenini kullandığımız çok kadın olacak yine de hepsi mutlu uyanacak…”

bir düş değil, bir öykü yaşadıklarını, bakmakla kalmayıp hissettiklerini, rol aldıklarını bilerek.

vaad ettiğim cennet geçici dahi olsa, cehennemin kendisinden iyi değil mi?

ya sen, evet sen, içten içe bir parçamı dişlemek için, içi içini yiyen, gölgeye saklanmış sarışın, çıkmak istemez misin benimle, bir kaç kilometre üstüne arşın? korktun mu?

korku mu?

adrenaline endorfini yar etmeyi dene hele, eser kalsa bile, emin olamayacaksın, yoğunluğu karşısında, ne nefretin ne de aşkın, bakacaksın özdeyişe konu ördekten şaşkın.

gel ve ver elini, sarkak adımlar ve aksak ritmler eşliğinde dans et benimle, zamanı gelince kafam bir dünya, çok daha fazlasını ekeceğim içine.

korkma!

denemesi bedava, itiraf et aslında, gelmiştin buraya çıkmak niyetiyle ava…

klasikleşmiştir, ava giden avlanır, erişilmeyen güzellik daima saklanır.

tut elimi, bırak kendini, düşeceksin sansan da, sımsıkı kolumda kalacaksın, kafalarımızın yüksekliğe rağmen nasıl dengede durduğumuza şaşacaksın.

şaşırma. ne ilksin ne de son olacaksın, bir kaç gece sonra sıkıntımın eşiğinde, benden öte, kendinden bunalacaksın.

“ne yapıyorum ben?” sorusunu sorduğun an, kanatlanıp uçacaksın, sisli puslu havalarda güvenli bir liman bulacaksın.

eh, için acıyacak, sana teslim alt dudağım da acıyor ardındaki diş izlerinden, içimi kavurmuyor değil bir merak, ardında bıraktığın gizlerinden.

aklına bile getirme, dönsen olacak bir şey yok, bu bir oyun, kazanılacaklardan ziyade kaybedilenler çok.

biliyorum, sevişirken tırnakların saplandı derin, tutmaya çabalarken yaraladı izlerin.

zamanla kabuk tutacaklar, kaşınıp kuruyacaklar, tenim gibi, için gibi…

yine de günü geldiğinde, tırnağının bıraktığı izi hatırlayacaksın, ilk sezeryanın bıraktığı ize bakınca…

büyüyeceksin yaşlanmasan da, acıyacaksın ağlamasan da.

yine de unutma, huzur dolu mutluluk yazarken sana, ıstıraba matuf yalnızlık kalacak bana.

herkes kendi kefaretini öderken, muhtemelen öleceğim senden erken.

yaşattığın mutluluğa buruk hal şükrederken.

git hadi yoluna, büyüklerin dediği hesap, tak sepeti koluna.

git. şimdi. geliyorum ben, uyu sen.

tanıdık değil mi?

Yazan: Kaan Volkan
Şehir: İstanbul

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: