Arşiv | 21 Ocak 2011

“suret.”

hastalıklı dünyama, pencereden pervasızca giren güneş ışığından farksız, düştün bir anda. tadına doyulmaz rahiya hesabı iyi bir yemekte, yavaşca sokulurken içeri zaaflarımın silik çatlaklarından, temkinli ama tedbirsiz geliverdin aniden. aczi mucizeye döndüren, aslı karşısında suretinden müphem, umutsuz bir gölgeden ne çıkacağını bilmeden… ne cesaret? hatta ne cüret! oysa sorsaydın bana önceden, sufi bilgeliğinin katışıksız niyetine, […]

Okumaya devam et