“eksik hayatlar”

düşünmeye vaktim çok olduğundan değil, sıklıkla kabuslarla hortlayıp tekrar uyuyabilmek adına makul ölçüde alkole sığınmamdan herhal, aklım sürekli dolu bu aralar.
çok değil, bir kaç zaman önce, sorumluluktan uzak, “arap kafası” içiyor, dipsomaninin eşsiz sorumsuzluğunda, huzurlu olmasa da şuursuzca yitip gidiveriyordum.

şartlarla birlikte kurallar değişti. zorlanıyorum.

düşünüyorum.

ne de çok kadın olmuş hayatımda, hayal kırıklığına uğrattığım, malul bıraktığım. ne acı.

oysa basit mantıkla, bir zaman, sadece birini mutlu etmiş olsaydım, ondan sonraki kadınların hepsini de mutlu edecektim.

kastım o ki, peşinden gelen diğerlerini tanımıyor olacaktım, hayatlarına sızmayacaktım. ayrılmaz bir parça olduğumu sandıkları anda, varlıklarından bunalıp yok saymayacaktım. korkup kaçmayacaktım.

önce de yazdım. ben şanslı bir adamım. “aşk”ı bildim. yaşadım. “sevda”yı öğrendim. üstelik bir kere de değil…

yine de sürdürmeyi beceremedim. korkmamayı, kendimi bırakmayı öğrenemedim. oysa gariptir ki, ne ortalıkta “ağa”yım kafasıyla gezen orospu çocuklarından, ne de “serseri”yim diye salınan yavşaklardan tırsarım. beyoğlu’nun arka ve insan girmeyen sokaklarında sekerim, üstelik yanımda söz konusu kadınlarla.

yeri gelir eve, bacağımın eninden kalın, patlıcandan mor, kazma sopası iziyle, yeri gelir üç dikişli kaşımla dönerim. sabahında aklı eren kadının, bir koşu aldığı viski, soğutur beni. gece körü, bağıra çağıra çaldıkları müziğin sesinden rahatsız olup, inşaat dolusu amele arasına girer, günlerce çatlak ve sıyrık parmaklarımla gezerim. ne arkamı kimseye yaslarım, ne birisinin beni çekip almasını, kurtarmaya gelmesini beklerim.

diğer yandan konu bağlanmak, kendimi bir kadına adamak olunca, şerefsizlik ötesi bir korkaklık, haysiyetsizlik ötesi bir kaypaklık çöker üstüme.

ve ihtimal, “kalplerini kırdığım kadınlar“ın haklı lanetinden, boktan çıkmaz burnum. yine de akıllanmam. uslanmam.

içimi kolay açmam, içime nesli tükenmiş örnekler dışında kimseyi almam. sessizce yalnız kalırım. yorgun ve aksak dizlerime battaniye örtecek kimse kalmaz.

hatırlıyorum, bir seferinde, üstelik çok da uzak geçmişte değil, bir tür “oruç” kafası, kendim dahil kimseyle ses vererek konuşmamıştım dokuz gün boyunca, sigaram bitene dek. tekel’deki uzun saçlı abi, üçüncü tekrarda anlamıştı istediğimin “kısa Camel” olduğunu, konuştuğumu sandığım gıcırtıdan.

düpedüz bir hastalık olduğunu da biliyorum aslında bu halimin. itiraflar serisi, numara 1o9 desem yeridir. kimseyi kast etmiyorum genel manada… olanı söylüyorum. niyetimde bir sorunum yok, her bir kadınla, dünyanın sonunu birlikte görecekmişiz gibi başlıyorum aslında.

yine de bir yerinde ilişkinin, contam yanıyor, içim sıkılıyor, ruhum daralıyor ve ardımda eksik hayatlar kalıyor.

aslında her eksilen eksik hayatla, benim de hayatımdan bir şeyler eksiliyor. tükeniyor. gidiyor.

doğal olarak, ne yaşadığım kadını, ne de yaşadığım günü koyabiliyorum geri yerine.

giden gidiyor. sayfalar ve ben, bir sonraki yolcuya kadar, “hancı” hesabı suskun, bekliyoruz mahzun.

üstelik görünen o ki, bekleyiş malesef sürecek; son uğrayanımız Azrail efendi, arz-ı endam edene dek.

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: