Standart dışı bir “Kaybedenler Kulübü”

Kimi görsem, kiminle konuşsam dilinde hep o şarkı… Sohbetin sustuğu yerde duyulmaya başlanan bir şarkı mırıltısı yüzlerde hemen bir gülümseme yaratıyor. Ardından da şu cümleler kuruluyor: “Aaa, gittin mi filme?”, “Eveeet!”, “Nasıldı ama? Çok iyiydi değil mi?” Başlıktan da anlayacağınız üzere bahsettiğim film Kaybedenler Kulübü, şarkı da Asu Maralman’ın yorumuyla Sigaramın Dumanı…

Kaybedenler Kulübü, toplumsal standartlarıın dışında devam ettikleri hayatlarını standartlaştırmış iki adamın hikayesi. Kurgu değil, gerçek iki hayatın hikayesi. Öylesine başlanılmış, sonrasında “popüler” olmadan kendi kitlesini, kaybedenler’i bir araya getirerek, kaybedenlerini oluşturduğu bir radyo programının hikayesi Kaybedenler Kulübü.

Özel radyoların arka arkaya açıldığı, dolayısıyla radyo programlarının da arttığı bir dönemdi 90’lı yıllar. Pop’un ve popülerliğin tavan yaptığı ve özenildiği, ama çoğu şeyin de şekillenmediği bir dönemdi. Türkiye’nin yeni yeni konuşmaya başladığı, kendini ifade ettiğin kadar özgürleştiğin, konuşulmayanların ve yaşanmayanların hayatlarımıza dahil olmaya başladığı, ne kadar farklı olsak da, farklı hayatlarda farklı düşüncelerle boğuştuğumuz bir dönemdi. Bu kadar farklılığı bir araya getiren ortak bir duygu hayatların merkezini kuşatmıştı. Kaybolmuşluk hissi, kaybedenlerden biri olmak, yalnızlık belki de aidiyetsizlik…

Kaan (Nejat İşler) alternatif kitaplar basan 645 Yayınları’nın sahibidir. Mete ise Kadıköy’de bar işletir aynı zamanda çok sıkı bir plak koleksiyonu vardır. Bu iki adam (iki arkadaş, iki dost da diyebilirim ama onlar aslında “adam”) birlikte Kent FM’de gece başlayan gittiği yerde biten Kaybedenler Kulübü adında bir program yaparlar. Kaybedeneler Kulübü sanki bir yerde oturuyorlarmış da kendi aralarında sohbet ediyorlarmış bundan da kimsenin haberi yokmuş gibi bir programdır. Zamanla programın ünü yayılır ve kendi kitlesini oluşturmaya başlar. Buna rağmen Kaan ve Mete programın içeriğinde herhangi bir değişiklik yapmadıkları gibi hayatlarına da aynen devam ederler. İkisi de tutarlı bir ilişkiden uzak, gündelik aşklarla yalnızlıklarını gidermeye çalışırlar. Ama bir gün Kaan aradığı aşkı Zeynep’de (Ahu Türkençe) bulur ve hayat görüşlerinin farklılığına rağmen tutkuyla aşklarına devam ederler.

Ekip Film’in tedirginlikle sunduğu filmin senaryosunu Mehmet Ada Öztekin ve Tolga Örnek birlikte kaleme alırken yönetmenliği Tolga Örnek’e ait. Filmde ayrıca İdil Fırat, Serra Yılmaz, Erdal Küçükkömürcü, Rıza Kocaoğlu da rol alıyor.

Ayrıca Türkiye’de bir ilk olarak senaryonun dışında filmin yapım öncesi ve sonrası öyküsünün, yönetmenin notlarının da yer aldığı Kaybedenler Kulübü’nün kitabı Altıkırbeş Yayınları tarafından çıkarıldı. Hatta şu anda e-kitap olarak da satılmakta. Meraklısına buradan duyurulur. Ben aldım bile. Bir de filmin soundtrack albümü de çıktı, onu da müzik marketlerden edinebilirsiniz. My Woman şarkısı favorilerim arasında.

Filmi ısrarla tavsiye ediyorum, illa ki izlenmesi gerekenler arasında.

Filmde Kaybedenler Kulübü’nü dinleyenlerin buluştuğu partide Kaan’ın Mete’ye ait olan plak koleksiyonundan çaldığı, dillere dolanan Asu Maralman’ın söylediği Sigaramın Dumanı şarkısı

About Sergul Sungur

Sergul Sungur, 2004 yılında Ege Üniversitesi Radyo TV Sinema Bölümü'nden mezun oldu. 2013 yılına kadar dizi film ve sinema sektöründe profesyonel çalışma hayatını devam ettirdi. Kariyerine dijital medya alanında uzmanlaşarak yeni bir yön verdi. Deniz, güneş ve kitaplar büyük tutkusu.

Bir Yanıt to “Standart dışı bir “Kaybedenler Kulübü””

  1. Aslında şaşırmamam gerekiyordu. Türkiye’de sanatsal anlamda hemen tüm yaratıcı üretimin arkasında onlar vardı. Ama ne adam gibi (benim bildiğim) filmleri yapıldı ne de bir kaç yazar dışında ne demek istediklerine kulak kabartıldı. Filmi seyredenler hangi kimliksizlerden, hangi kemiksizlerden bahsedildiğini anlayacaktır.
    Kemiksizlik… Hiçbir ideale, üst fikre, yaşam amacına bağlanamama… Bir baltaya sap olamama. Sap olamama dışında bir tanrıya, bir milliyete, cemaate, aileye vesaireye de kul(p) olamama. Hatta kimi zaman kul(p)olmayı hor görme.
    Kemiksizler ikiye ayrılırlar. Mutlak kemiksizler, septik kemiksizler…
    Mutlak kemiksizler harbi varoluşçudur. Ulaşılacak bir hedef ya da hakikat yoktur, bağlanılması, ait olunması gereken bir oluşum olamaz. Sıkı ateistler buradan çıkar. Çift yarık deneyiyle bilimsel olarak da ispatlanmıştır ki herşey olasılığa ve belirsizliğe bağlıdır. Senin yapıp etmelerin sonucu belirlemez yalnızca olasılığı artırır. Yapman gereken yiyip içip sevişip kafana göre takılman, öleceğin, dönüşeceğin zamanı beklemendir.
    Yarı kemiksizler yani septikler ise özetle ”henüz bulamadık ama aramaya devam edelim bence” diyen itidalli varoluşçulardır. Bunlar da ikiye ayrılırlar. Bir bölümü ‘mutlaka vardır biz bulamamışızdır abi’ der diğer bölümü ‘belki yoktur panpa, etrafa bakınalım ama arıyomuş gibi yapmayalım, bir gören olur’ der.
    Gözlemlerime göre bu azınlık içindeki çoğunluk böyledir.

    -asıl kaybeden biziz ulen-

    Filmden çıkınca en çok rahatsız olduğum nokta, bu insanların bu kadar çok sevişmeleri oldu. ‘Ulen’ dedim kendi kendime ‘aynı evlerde yaşadık, aynı kitapları okuduk, gece yatana kadar hep aynı hayatı yaşadık ama onlar o yorganın altına hiç yalnız girmemiş. Biraz da abartmışlar mı ne.
    Onca yıldan sonra benim aklımda kalan en yoğun kaybetmişlik sahnesi, 3-4 tane öküz gibi adamın cumartesi akşamı televizyon karşısında kıç kadar somya üstünde yarım kilogram çekirdek yiyip 5 litre bira tüketmesidir.
    Bir de bu karakterlerin para kaygısının olmaması beni irrite etti. Bizim ev arkadaşlarımızdan mutlaka biri işsiz olurdu. Asıl kaybedenler bizlerdik yahu. Hedefimiz, idealimiz, aidiyetimiz yoktu ama bizde fazladan para ve kadın da yoktu.
    Son tahlilde filmin bu zamana dek unutulmuş ve unutulmaktan şikayeti olmamasına rağmen hatırlanmakla gizliden gizliye haz duyan, kibir gazı salan bu kesimi anlatması beni umutlandırdı.
    Bakın ‘umut’ dedim. Bu romantik, kitsch ama güzel bir kelimedir. Şimdi sıra bu filmin geçtiği çevrede kadınların ne yaptığını anlatacak eserlere geldi. Benim asıl merak ettiğim kayıp kadınlardır. Erkek için inanmamak, bağlanmamak, evlenmemek kanımca daha kolaydır. Kayıp kadınların çocuk yapma içgüdüsüne karşı verdiği mücadeleyi görmek istiyorum.
    Yok mu çeken ablalar.

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: