Gir Kanıma, Låt den rätte komma in, Let The Right One In, Let Me In

Vampir filmlerinin klasik sahnelerinden ve “Vampir raconu”nun en ileri gelen kurallarından, adetlerinden biri, “Vampir, davet edilmeyen evin kapısından içeri girmez!” mottosu temelinde konmuş bu filmin adı…

Yabancı filmlere Türkçe isim bulan grup kimlerden meydana geliyorsa bu filme de en “yakışan” (!) ismi uydurmuş görüldüğü kadarıyla… Böylelikle Türkçe film adı bulmanın klasik örneklerinden biri ortaya çıkmış.

Biz filme dönelim.

Türkiye’de gösterime girdiğinde afişlerini görüp çok da ilgimi çekmeyen bir filmdi. Sonra bir yerlerde konusunu okuyunca, seyrettiğim bir çok vampir filminden farklı ve yönetmen ve yazarın da İsveç’li olduğunu öğrenince, mutlaka seyretmeliyim diye düşündüm.

Bir kız çocuğunun çıplak göründüğü rahatsızlık veren ve çoğunlukla Amerikan filmlerinde görmeye alıştığımız kan revan içeren nadir detaylı sahneler dışında oldukça sıkıntılı bir gerilim ve korku filmiydi. Aslında bu yazıyı yazarken yeni olanıyla karşılaştırmak isterdim ama aynı gerilimi ikinci kez hissetmeyi istemediğim için ve biraz da amerikanvari yapıya dönmüş halini pek de beğenemiyeceğimi düşünerek bundan vaz geçtim.

İçinde aşk, seks, cinayet, bağımlılık, hırs, intikam ve yaşama dair her şey olan vampir filmlerinin ortak noktalarını içeren filmi, yazar ve yönetmen alışılmışın dışında bir duygusal platforma taşımış; iki çocuğun olağandışı dostluğu! Korku, gerilim içeren bir drama… Koleksiyonerlerin ilgisini çeker diye düşünüyorum.

Havuz sahnesinde, kopartılan kol ve kafanın ( “kopartılan kol” ve “koparılan kol” sözlerinin meydana getirdiği dehşet hissi ne kadar farklı değil mi? Bu da Türkçe’nin değişik bir yüzü olsa gerek!) suyun dibine yavaşça batması ve bedenin suda inanılmaz bir hızla sürüklenmesi gibi vampir işlevlerinin (Vampirler çok kuvvetlidir!) gerçekleştiğini bildiren ikincil olayların insana hissettirdiği gerilimin niteliği de farklı oluyor doğrusu! Aynı şekilde bedenin farklı bir forma dönüşmesi gibi diğer vampir karakteristikleri de indirekt olarak filmde yerini bulmuş. Buna bir de Avrupa filmlerinin genelinde hissedilen, ya da en azından benim hissettiğim gerçeklik duygusunu da eklerseniz standart vampir filmlerinden çok daha fazla etkileneceğinizi garanti edebilirim.

Bram Stoker, efsanelerden aldığı ilhamla Dracula’yı yazarken vampirizm’in bu yeni sanat dalında böylesine popüler olacağını tahmin etmemişti herhalde… Bu filmler çerçevesinde hatırlanan Avrupa’nın karanlık dönemlerindeki vahşetin niteliği ve niceliği insanın kanını ayrıca donduruyor!

Belki çok garip gelecek size ama, temalarını boşverin, önce “Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca” yı sonra da bu filmi izleyin. Neler hissettiğinizi de yazın! Tabi bu bahsettiğimiz filmin amerikan versiyonu için de geçerli!

İmajlar: Laemmle.com, Notablebiographies.com

Yazan: Soner Recai Öner
Şehir: İzmir

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: