Patrick Süskind’den “Koku – Das Parfum”

Patrick Süskind’le ilk kez 1990’lı yılların ortalarında “Koku” yu okuduğumda karşılaşmıştım. Türkçe öğretmeni olan ablam ilk kez bu romanı okumamı önerdiğinde çok farklı bir şeyle karşılaşacağımı söylemiş ve muzipçe gülmüştü.

“Koku” gerçekten elimden bırakmadan bitirmeme neden olan lezzette bir romandı. Hissettirdiği; gerilim, acıma, şaşkınlık, duygularının yanı sıra, ait olduğu çağın ve bölgenin yapısı ve yaşamından çok canlı kesitler içeriyordu. Ayrıca bir romanı okurken ilk kez “Ne kadar güzel bir Türkçe ve çeviri!” diye düşünmüştüm. Almanca bilmesem de metnin güzelliğinden çevirmenin her iki dile de çok hakim olduğunu anlaşılıyordu. Araştırınca çevirmenin Alman Filoloğu Tevfik Turan olduğunu ve bir çok Almanca-Türkçe edebi eser çevirdiğini buldum.

Romanı okurken hiçbir zaman Jean Baptiste Grenouille ‘in bir katil olduğu veya öldürme eyleminde bulunduğu aklıma gelmedi. O yalnızca kendi kişiliğinin oluşmasına ihtiyacı olan şeyleri “topluyor” du. Cinayet her halde gerçekleştirildikten sonra insana ilkel bir tatmin duygusu vermekte ve kavram bu şekilde kendi anlamına kavuşmaktadır. Oysa bu tatmin duygusu Grenouille’de yoktu. O yalnızca elde ettiği kimlik yapbozunun bir parçasıyla ilgiliydi.

Parfüm alegorisi temelinde, insan ruhunun olgunlaşması, saf yalnızlık duygusu, sevgi ve sevilmek ve fark edilmenin ne kadar vazgeçilmez bir ihtiyaç olduğu kavramları fantastik bir sunumla okuyucuya ulaştırılmıştı. Cinayeti temel alarak romanı okumaya başlasanız bile, kelimeler sizi romanın derinliğine götürüyor ve birden bire gerçeğin içinde kendinizi bulmanızı sağlıyordu.

Romandaki göndermelerden ve bunların çarpıcı sunumundan bahsetmek bile istemiyorum! Okuyun ve tadına varın! Tüylerinizin ürperdiğini, belki de katiliyle karşılaşmış birinin hissettiği derecede, hissedeceksiniz! Okuduktan sonra kitabi önerip okuttuğum kişinin sayısı bini aşmıştır herhalde…

İşte, tarifsiz duygular uyandıran bu deneyimden sonra Patrick Süskind’in başka romanları var mı diye araştırıp “Üç Buçuk Öykü”, Bay Sommer’in Öyküsü” ve “Güvercin”le karşılaştım. Üçü de yine Süskind’e yakışır tarzda kimi zaman naif, kimi zaman sarsıcı, ama her zaman insan ruhunun ayrıştırılması deneyimlerini içeriyordu.

Koku’yu okurken hep “bu romanın filmleştirecek usta kim olacak” diye düşünüyordum. Koku, kokmak, koku almak kavramları filmatografik olarak seyirciye nasıl aktarılacak çok merak ediyordum. Nihayet bir Alman yönetmen; Tom Tykwer bence hiç de küçümsenmeyecek bir başarıyla romanı filme aktardı. Kitabı okuduktan sonra filmi seyretmenizi öneririm.

Uzunca bir zaman her gelip gittiğimde yeni kitabı çıkmadı lafını kitapçıdan duymakta ve ona inanmayıp listelere baktırmaktayken bir gün beklenen haberi aldım ve “Kontrbas”la karşılaştım. Tabii derhal okundu ve kütüphaneme eklendi. İnsan duygularını ve var olmanın farkındalığını irdeleyen bu tarifsiz tatlar içeren edebi değer kervanı umarım yeni eserlerle uzar gider.

İmajlar: Buch-freunde.de, Tomtykwer.com

Yazan: Soner Recai Öner
Şehir: İzmir

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: