İngiltere’de huzur arayanlar için: “Cambridge”

Dil öğrenimi için gelmiş birçok öğrenci bu şehri ziyaret etmez. Oxford nedense insanlara daha çekici geliyor. Ben iki şehre de gitmiş biri olarak şunu söyleyebilirim. Evet, belki Oxford daha yaşanabilir duruyor ama huzur arıyorsanız Cambridge biçilmis kaftan.

Londra’nın gürültüsünden sıyrılmış bu tarihi kente ulaşmak için bir Londra ziyareti yapmam gerekiyordu. Bournemouth’tan geldigim düşünüldüğünde Londra’ya uğramak ve oradan aktarma ile Cambridge’e geçmem gerektiğini bileti alırken biliyordum. Biletimin saatinin açık olması beni rahatlatmıştı ve ayrıca bir hafta önce Londra metrosunu kullandığım için hiçbir korkum yoktu. Sanırım ilk kez uzak bir kente gidiyor ve bir o kadar da rahat gidiyordum.

Sabah gene erken saatte kalkmam ile seruven baslamis oldu. Gerci su sefer biraz zor uyandim. Cunku gece birayi pardon Guinness’i fazla kacirmistim. Uyandigimda hemen kahvalti etmek isteyen bir tip oldugum icin kahvalti edene kadar mutsuz oluyorum. Hazirlanip hemen istasyona gidim de kahvalti edim diye esyalarimi toplarken bir de fark ettim ki fotograf makinenim sarji bitmis ve ben sarj etmemisim. Zaman da yoktu. Fotograf cekebilmek icin sadece iPhone’um vardi. Ancak onu da her turlu islerimde kullandigim icin acaba sarji yeter mi diye dusunuyordum. Ama dusunmek yersizdi ve artik yola cikmaliydim. Gene soguk bir Bournemouth sabahinda yollara dustum.

Bournemouth Tren Istansyonu artik cumartesi sabahlarimin ugrak mekani olmustu. Tahmin edebilirim ki orada calisanlar artik beni taniyor ama tanimamazliktan geliyor olabilirler. “aha gene geldi manyak” diyorlardir galiba. Guzel bir kahvaltinin ardindan trenimin gelmesi ile Londra’ya dogru yola koyuldum. Bilet saatimin acik olmasi ile istedigim saatte, benim gidecegimin yone giden trenlere binebiliyordum. Cambridge icin uzakligin yaklasin 4 saat oldugunu dusunursek erkenden yola cikmakta fayda vardi ve bende 8 Londra treni ile Londra yoluna koyuldum.

Yol boyunca neler oldu hatirlamiyorum. Cunku aksamdan kaldigim ve hala uyanamadigim icin yol boyunce sacma bir sekilde uyumusum. Londra’ya az bir mesafe kala uyandim ve hangi metroyu ne sekilde kullanmam gerektigine baktiktan sonra anladim ki bu sefer daha az para verip metro bileti alacaktim. Cunku gitmem gereken yon cokta karmasik degildi. Ama gene herzaman ki gibi gunluk bilet almakta fayda vardi. Aksam saati donecegimi dusunerekten kalabalikta bilet sirasi beklemek istemedim. Gecen haftaya gore degisik olan bu sefer farkli bir tren istasyonuna gidecek olmamdi. Normalde London Waterloo Tren Istasyonu Londra’nin en buyuk tren istasyonlarindan biri.

Benim Cambridge gitmem icin London King’s Cross Tren Istansyonuna metro ile aktarma yapmam gerekiyor. Buraya kadar sorun yok. Sorun King’s Cross da basladi. Nedeni ise calisma olmasi. Ilk once istasyonu anlayamadim. Sorduktan sonra anladim ki yanlis platformda bekliyorum. Kosar adimlarla yok bildiginiz kosarak trene yetistim ve Cambridge icin yerimi aldim.

Bournemouth’dan ayrilmadan once kafamda yolda giderken hep tarihi yerler, yesillikler gorurum diye dusunuyordum. Ancak tam olarak oyle olmadi. Londra-Cambridge arasi yer yer yapilar ve kucuk istasyonlarla dolu olmasindan dolayi cok fazla yesillik ve tarihi yer goremedim. Trende yol boyunca giderken bir kac edinmem ve onlarla sohbet etmem yolu eglenci kildi diyebilirim. Simdi sorabilirsiniz. ” Peki o arkadaslarla mi gezdin?” Tabiki de hayir. Tek gezmeyi seven biri oldugumdan hemen gruptan koptum ve keyfime bakmaya basladim. Saatler oglene gelirken Cambridge’deydim.

Cambridge Tren Istasyonu’da beni hayal kirikligina ugratmadi degil. Daha guzel bir yapi beklerken ki sanirim calisma oldugu icin oylesine yapilmis bir binaya denk geldim. Neyse efendim diyip hemen harita arayislarina koyuldum. Para ati[ harita alinan makineyi gorunce sevindim ancak makine 1 poundumu afiyetle oglen yemegi yaptiktan sonra hemen iPhone davanip Turist Burosunun nerede olduguna baktim ve sonuc olarak sehrin baska bir tarafina gittim guzel iPhone Map sayesinde. Nedendir bilmem beni cok aptal bir yere goturdu. Bir yerde oturup soruklandiktan sonra sanirim sehir merkezini bulursam Turist Burosunuda bulabilirim diye dusunurken bir anda tabelalari gormem ile kendimi Turist Burosunda buldum.

Amacim bir harita alip gezilecek yerleri isaretleyip hemen gezime baslamakti ancak bana verilen harita da bunlar yapildigi icin kafandan yarim saat kazanmis oldum. Bir yerlerde oglen yemegi (kahvetost) yedikten sonra artik turuma baslayabilirdim. Haritaya gore yuruyerek gezilecek 14 yer isaretlenmis ve oralarda neler oldugu belirtilmisti. Bu harita benim icin tam olarak bir hazineydi ve artik macera baslayabilirdi.

Ilk durak Eagle adli pub oldu. Buraya gelecegimi daha oncen de biliyordum. Aslinda oturup bir seyler icmek isterdim ama icerideki insanlar sayisi beni bunu yapmaktan ali koydu. Bende iceride biraz turlayip himm diyerek ve disaridan biraz bakarak yoluma devam ettim. Bu arada Eagle’in esprisi tarihteki bir cok unlu insani bunyesinde agirlamis olmasi. En unlu ziyaretcilerinden biri de DNA’in babasi James Watson’dir. Cambridge’in en buyuk pubi olan Eagle ayrica 2. Dunya Savasi zamanindan kalma eserleri bunyesinde ve duvarlarinda saklamaktadir. Eagle’in hemen karsinda Cambridge’in en eski yapisi olan St Bene’t’s Church’u gormeniz mumkundur. Kendisi pek ilgimi cekmesede bir kac fotograf alabildim. Kilisede kermes olmasi ile hizli adimlar ile uzaklasmami gerektirdi. Cunku sizi tutup bir konusmaya basladilar mi birakmiyorlar. Hayal bile edemezsiniz.

Yaklasik 10 metre yurudukten sonra gene unlu bir yapi ile karsilasiyorsunuz. Stephen Hawking’in saati. Bu saatin esprisinden burada bahsetmiyecegim. Sadece merak edenler google denen deryayi kullanabilir diyorum. Asil benim komigime giden tam o saate bakarken. Kulagima gelen muzik sesi ve copun icine girmis gitar falan ve sadece gitarin sapi ve eli gorunen sokak sanatcisi oldu. Bu eleman inanin saatten daha fazla ilgi cekiyordu. Cunku daha eglenceliydi.

Ayni yerde kafanizi saga cevirdiginizde gordugunuz yapi King’s College. Kendisi hakkinda diyecek cok fazla sey var. Sirf bu konu ustune bile blog acilabilir. Ancak benim diyebileceklerim muazzam bir yapi oldugu ve icerideki muhtesem ingiliz gotik mimarisi diyebilirim. Yapiyi disaridan buyuleyici bulabilirsiniz ancak asil olay iceride basliyor. Kucuk bir giris ucreti ile (ogrenci 4 pound) asil olayi gorebilirsiniz. Giriste elinize verilen neyin ne oldugunu anlatan kitapcik ile geziyi daha eglenceli kilabilir ve bir cok sey ogrenebilirsiniz. Ancak isterseniz disindan bakipta iceriside ne bicimis arkadas da diyebilirsiniz.

Cambridge komik olan bir sey ise bildigimiz pazar kurulu olmasiydi. Cumartesiden dolayimidir nedir bilemem ama bildiginiz bizim ulkemizdeki gibi pazarin Cambridge ortasinda kurulu olmasi ve geeel ablacim geeel diye bagiran tiplerin olmamasi. Tek eksik oydu. Gerisi bizimki ile ayni. Ancak sonradan fark ettim ki oraninda esprisi tarihi Market Street imis. Megersem orasi zaten zamanindan beri ticaretin merkeziymis ve simdilerde ise biraz esprisi olsun birazda tarih devam etsin diye boyle seyler yapiyolarmis. Guzelmis.

Ikinci komik olay ise Cambridge dolasan nehir turlari acentalari. Yarim saatilik dere irmak turu icin dokmedikleri dil kalmiyor. Rahatsiz oluyorsunuz evet ama yok desenizde olmuyor tamam deseniz de olmuyor. Ben bir tanesine “ben ozgur adamim kardesim” bile dedim. Yapacak bir sey yoktu baska turlu kurtulamazsiniz.

Biraz yurdukten sonra fark ediyorsunuz ki orada bir kopru var. Ama bu kopru ne koprusu derken anliyorsunuz ki Newton’nun hic bir civi dahi cakmadan tamamen matematiksel islemlere dayanarak yaptigi Matematical Bridge. Bu yapi hakkinda gerekli bilgiyi arastirirsaniz bulabilirsiniz diyorum ancak kopru uzerine cikmak sanirim yasak bilemiyorum ya da degil. Ben cikmak istedim ama nasil ulasacagimi bulamadim. Kopru uzerinde bir kac tip gordum sonra kayboldular. Sanirim hayal gordum olabilir o kadar dolasmanin verdigi yorgunluk tabi mumkun.

Cambridge gorduklerim ve buraya yazmayi unuttugum detaylar olabilir. Tabi ki gezi bu kadar surmedi. Populer olan ya da olmayan bir cok yapi gordum diyebilirim. Ancak sunu fark ettim ki Londra’da calisip haftasonlari buraya kafa dinlemeye gelinebilir. Mesafe olarak tren ile yaklasik 1 saat. Araba ile daha kisa olabilir bilemiyorum denemedim. Denerseniz soyleyin bir de oyle bakalim. Eger Oxford gitiyseniz ve size cok karmasik geldiyse bir de Cambridge deneyin derim. Ancak eglence ve karmasiklik ariyorsaniz burasi size pek uygun degil.

İmajlar: Cache2.artprintimages.com, Autumnhousecambridge.co.uk, World-guides.com

About enderahmetyurt

Full Stack Developer

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: