Kendi sınırını geçemeyen bir film: Limit Yok/Limitless

Bir hap düşünün, dünyayı ayaklarınızın altına sunacak. Bir hap düşünün, beyninizin kullanmadığınız bölümlerini harekete geçirecek ve yapamayacağınız hiçbir şey olmayacak. Bir hap düşünün, onu içtiğinizde sizi kısa sürede sınırsız bir hayatın kucağına atacak.

Alan Glynn’in 2001 yılında piyasaya çıkan ve çok satanlar listesine giren ilk romanından Karanlık Alanlar ( The Dark Fields) uyarlanan filmin yönetmeni Neil Burger. Oyuncuları arasında Hangover (Felekten Bir Gece) serisiyle son dönemde yıldızı parlayan Bradley Cooper, Robert De Niro ve Abbie Cornish yer alıyor. Bradley Cooper’in ilk başrolünü oynadığı ve Mart 2011’de gösterime giren bu filmin konusu ise şöyle:

Eddie (Cooper), vasat bir yazardır. Anlaşma yaptığı yayınevine az bir süresi kalmasına rağmen bir roman yetiştirmek zorundadır. Ancak tek kelime dahi yazamamıştır. Sevgilisi Lindy (Cornish) ise Eddie’nin bu yitik haliyle daha fazla uğraşamayıp ondan ayrılır. Eddie evine doğru yürümekteyken tesadüfen yıllardır görmediği eski karısının kardeşi ile karşılaşır. Aslında uyuşturucu satıcısı olan eski kayınbiraderi Eddie’ye onu bu zor durumundan çıkartacak bir hap verir. Eddie tereddüt etse de evine gittiğinde hapı içer ve her şey o anda değişmeye başlar. Artık beyninin tamamını kullanmaya başlamıştır. Bu zamana kadar bilmediği şeyleri bilir, öğrenmediği şeyleri öğrenir hatta sadece dinlemekle bir yabancı dili akıcı bir şekilde konuşmaya bile başlar. Kısacası bir dahinin, bir zeka küpünün teki haline gelir. Ancak hapın etkisi geçince tekrar eski haline döner. Bu nedenle yan etkilerine rağmen hapı sürekli kullanan biri olur ve inanılmaz olaylarla karşılaşır. Hatta bu hap yüzünden hayatı tehlikeye bile girer ve ama o eşsiz zekası ile herşeyin üstesinden gelir. Kendi kendine der ki, bu hap sayesinde bir milyoner, bir senatör hatta başkan bile olabilirim. Borsada yaptığı dikkat çekici çıkışlarla ülkenin en zengin işadamını Carl Van Loon (De Niro)’un ilgisini çeker ve onunla çok başarılı bir işe imza atar.

Ben filmin başında Eddie’nin beyninin tamamını kullanacağı öğrendiği sahnede uçacak, boyut değiştirecek, düşünce gücüyle eşyaları yerinden oynatacak gibi şeyler bekliyordum. Ama tabii ki yoğun ve algısı dağınık kısa sürede elde edilebilecek mutluluk peşinde koşan günümüz insanına zekasını tamamıyle kullanan bir insan modelini göstermek daha mantıklı. Robert De Niro’nun canlandırdığı Van Loon karakteri Eddie’ye şöyle diyor: “Zeki olabilirsin ama yılların verdiği benim deneyimlerime, benim risklerime, benim tecrübelerime sahip değilsin. Gün gelir, zekan seni bir noktada tek eder.” Hakikaten filmi izlerken düşünmedim değil, sadece sonradan edinilmiş zeka ile kısa bir sürede herşeyi elde etmek mümkün olabilir mi? Filmdeki tuzak da bu işte. Van Loon karakteri eski model iş adamlarını, yılların getirdiği deneyim ve zeka sonucunda, yani bir şekilde emek sarfederek elde edilmiş bir başarıyı simgelerken Eddie karakteri ise filmin sonunda bütün emek ve tecrübeyi ters köşeye düşüren tecrübesiz olsa da yeni model bir zekanın simgesi. Anlık ve kısa sürede elde edilen mutluluk peşinde koşan insanların tam bir hayali, hatta idolü olabilecek bir karakter. Eğer böyle bir his içindeyseniz film boyunca kendinizi Eddie’nin yerine koyuyorsunuz ve emin olun ki bir gün karşınıza öyle hap çıksa hiç düşünmeden yutarsınız.

Neil Borger’in yönetiminin başarısına, başarılı görselliğe, birbiri içinden geçen uzun New York planlarına, Bradley Cooper’ın başarılı oyunculuğuna, Robert De Niro’ya karşı boynumuz kıldan ince, rağmen beni pek cezbeden bir film değildi açıkcası. Imdb puanın 7.3 olmasına rağmen vasat ve eğlencelik bir filmden öteye gidememiş. Senaryosunun bazı boşluklarına karşın filmi izleyin ve sonrasında düşünmeden unutun derim.

About Sergul Sungur

Sergul Sungur, 2004 yılında Ege Üniversitesi Radyo TV Sinema Bölümü'nden mezun oldu. 2013 yılına kadar dizi film ve sinema sektöründe profesyonel çalışma hayatını devam ettirdi. Kariyerine dijital medya alanında uzmanlaşarak yeni bir yön verdi. Deniz, güneş ve kitaplar büyük tutkusu.

4 Yanıt to “Kendi sınırını geçemeyen bir film: Limit Yok/Limitless”

  1. Eğer böyle bir his içindeyseniz film boyunca kendinizi Eddie’nin yerine koyuyorsunuz ve emin olun ki bir gün karşınıza öyle hap çıksa hiç düşünmeden yutarsınız.

  2. ekztazi ye vurgu yapılmış bilinçaltımıza yerleşen bir film

  3. Sergül, son cümlenizdeki yoruma aynen katılıyorum. Bence en komik kısım hapı satan moronun aynı hapı içtikten sonra eriştiği zeka durumuydu :-))))))

  4. Bu filmin tanıtımını ilk gördüğümde, sanırım adından dolayı olsa gerek “Nasıldır?” diye düşünme gereği bile duymamıştım. Şimdi yukarıdaki yazını okuyunca, havalar da tam evde kal ve bol bol film izle derken, derhal izlenecekler listesine alma isteği hissettim. Madem ikna oldum, İzledikten sonra görüşlerimi de bir zahmet buradan yazayım bari, değil mi? 🙂

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: