Çağan Irmak’tan sımsıcak bir Ege Hikayesi: Dedemin İnsanları

Türk sinemasının son dönemde en başarılı bulduğum ‘author’ yönetmenlerinden biridir Çağan Irmak. Hikaye yaratmada ve filmi yönetmedeki kabiliyetinin yanısıra oyuncu yönetimindeki titizliği de oldukça dikkat çekiyor filmlerinde. Kamera arkasında olmasına rağmen bu zamana kadar izlediğim filmlerinin bütün sahnelerinde aslında onun hayal dünyasını seyrediyormuş hissine kapılıyorum. Yani işine titizlenen, ne istediğini, ne yapması gerektiğini ve ekibini bu doğrultuda yönlendirmesini iyi bilen bir yönetmen. Dekorundan aksesuarına, ışığından oyuncusuna tamamiyle hakim.Çekim sırasında her ne kadar kamera arkasında monitörden sahneyi takip etse de bütün duygusu ve zihni ile aslında orada var olabilen bir yönetmen.  Dedemin İnsanları’nı izlerken bunu fazlasıyla hissettim. Filmin her karesinde dekorunda, ışığında, oyuncuların her hareketinde adeta Çağan Irmak’ı görür gibi oldum. Film işi deli işi değil, aslında bir gönül işidir. Bu işe gönlünüzü ne kadar verirseniz ortaya da o kadar kalitede filmler çıkar. Çağan Irmak ise bunu kat be kat yapan bir isim.

Ve her filmi bir önceki filmden daha iyi. Dedemin İnsanları şimdiye kadar izlediğim en iyi Çağan Irmak filmi, ama bundan sonraki filmi daha iyi olacağını biliyorum. Babam ve Oğlum ile Türk seyircisinin oldukça dikkatini çektikten sonra Issız Adam ile bu beğeniyi pekiştirdi. Ve Dedemin İnsanları ile de beğeniye beğeni katacağı aşikar. Aradaki Ulak, Prensesin Uykusu gibi yaptığı filmler pek ses getirmese de kendi yönetmen sanatını ortaya koyduğu eserleri arasında. Şunu söylemeden de geçemeyeceğim, Issız Adam filmiyle Türk erkeklerine ‘ıssız’lığı aşıladığı için, bu filmden sonra erkeklerin çoğunluğu ıssız adam tribine girdiği için kendisine de kızmıyor değilim. Belki filminde bunu amaçlamamıştı ama erkeklerinin genelinde bu etkisi de bir başarıdır sonuçta. Neticede işine ve emeğine saygım sonsuz.

Sıra Dedemin İnsanları’ndan bahsetmeye geldi. Filmin ilk dikkatimi çeken yanı Türkiye’de ses getiren yapımlara imza atan Most Production ve Ay Yapım’ın ortaklığında gerçekleştirilmiş olması. Bu iki firmanın adının bile geçmesi bu filmi izlemeye değer bence. Oyuncu kadrosu zaten hepsi birbirinden yetenekli, tecrübeli ve bir çok kaliteli işlerde yer almış isimler. Çetin Tekindor, Hümeyra, Yiğit Özşener, Gökçe Bahadır, Sacide Taşaner, Zafer Algöz, Mert Fırat, Ezgi Mola ve filmin çocuk kahramanı Durukan Çelikkaya.

Mehmet Bey, çocukluğunda Girit’te yaşayan ailesi ile mübadele ile Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan, İzmir’in yerleştikleri bir sahil kasabasında yeni hayatlarını kuran ve orada geniş bir aileye sahip olan bir esnaftır. Torunu Ozan onu çok sever ama mahalledeki arkadaşlarının dedesinin Girit göçmeni olmasından dolayı onu sürekli ‘gavur’ olarak çağırmalarından dolayı da zaman zaman kafasına tutar. Eşi, kızı, damadı, torunu ve ahbaplarıyla mutlu ve sakin bir yaşam süren Mehmet Bey’in bir daha doğduğu toprakları, terk etmek zorunda kaldığı evini görme fırsatı olamamıştır. Özlemini içine mektuplar koyduğu şişeleri denize bırakarak dile getirir. Hiç pes etmeden mektuplarına bir gün cevap geleceğinin umuduyla yaşamını sürdürmeye çalışır.

Dedemin İnsanları’na bir dede-torun hikayesi değil, bir dönemin Türkiye’sinde yaşanan değişimlerin farklı bir yansıması diyebiliriz. Mübadelenin zorluğu, doğduğu toprakları terk etmenin acısı, yeni bir vatan edinmenin sevinci, bir aile kurmanın ve onu korumanın hazzı, siyasi değişimlerin ve hırsların toplumsal etkileri ve bunların yanında özünde insan olmanın ve her daim insan kalabilmeyi başarabilmenin hikayesi aslında. Çağan Irmak dedesinin hayatından yola çıakrak yazdığı bu filmin senaryosunda bir çok şeye birden değinmiş. Konu ve karakterler bakımından oldukça kalabalık. Ama karakterlerin ve onların hikayeleri o kadar doğal ve derin ki, her birini iyice deştiğiniz zaman başka başka filmler çıkar ortaya.

Dönem işleri televizyonda ya da sinemada olsun oldukça zor ve çaba isteyen prodüksiyonlardır. Dönemin atmosferi ve insanları kameradan çok iyi aktarılmış. Özellikle benim en beğendiğim sahnelerden biri Girit’ten göçmek zorunda kalan Türklerin limanda onları almaya gelecek gemiyi bekledikleri sahneydi. Hem duygusal hem görsel açıdan fazlasıyla doyurucu bir sahneydi benim için. Kostüm ve mekan tasarımlarını çok beğendiğimi söylemeliyim. Bir kaç karakterin giydiği kostümü zaten benim çocukluğumun evinden almışlar 🙂 Oyunculara da zaten diyecek bir şey bulamam, bütün o karakterlere adeta can vermişler. Ve filmin son sahneleri… o kadar duygusal, o kadar dokunaklıydı ki yanaklarınızın ıslanmaması mümkün değil. Kısacası şiir dinler gibi bir film izledim.

Filmin web sitesine buradan ulaşabilirsiniz.

Filmin fragmanını ise aşağıda paylaşıyorum.

Ve filmi izleyenler bilirler bu şarkının anlamını… Final şarkısını buraya eklemeden olmazdı.

About Sergul Sungur

Sergul Sungur, 2004 yılında Ege Üniversitesi Radyo TV Sinema Bölümü'nden mezun oldu. 2013 yılına kadar dizi film ve sinema sektöründe profesyonel çalışma hayatını devam ettirdi. Kariyerine dijital medya alanında uzmanlaşarak yeni bir yön verdi. Deniz, güneş ve kitaplar büyük tutkusu.

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: