tercih meselesi?

hayatın tam da kendisi gibi…

hatırlıyor musun? bir sabah, erken saat uyandırmıştın beni, daha önce hiç yapmadığın gibi hem de. hava sıcaktı, çok sıcak ve bir diğerimizi bağırıyorduk, sonra ne olduk?

inat, kavga, gürültü, öfke, özensizlik, bencillik, terbiyesizlik, densizlik ve son. kesmeşekerlerin yerde unufak olduğu bir anda, ben çıktım gittim, sen kaldın ardımda.

ya sonra?

çok mutlusun değil mi? keyfin yerinde, hiç özlemedin. aklına bile gelmedim. dünyanı yeniden inşa ettin. bir kaç flört eskittin ve kedinle yemek yerken sevdiğin tek dizini seyrettin.

arkadaş ziyaretleri, sinema seansları, vapurlar, okunanlar, yazılanlar. merak etmedin. kulaklarını tıkadın, gözlerini kapadın. aferin! ne de güzel yaptın.

bak Kadın, sana yüksek olmayan bir sesle, eskiden kalma bir alışkanlıkla dizlerinin dibindeymişcesine, “itiraf etmeyi” deneyeyim:

“senin beni seçtiğin kadar, ben de seni tercih ettim…” bilmelisin ki çok zaman, yaptıklarının onda biri yüzünden çok insandan gittim. iyi biliyorum ama sen de elinden gelenin fazlasını denedin; beni, deliliğimi, densizliğimi, fütursuzluğumu, nadanlığımı ve terekemi hak ettiğimden çok öte çektin.

çoğunu haneme yazsam da, epey hata ettik karşılıklı, korkularımızı aşmayı beceremedik. sen beni eğitmeyi denerken, terbiye etmeye çabaladım seni ben.

yerle yeksan ettik birbirimizi, kişiliklerimizi, bildiklerimizi, beklentilerimizi, hayallerimizi, düşlerimizi, öğretilerimizi…

şimdi şehrin iki ayrı ucunda, karşı cinsin koynunda bile olsak da, yalnızlığa mahkumuz. bu mu olmalıydı sonumuz?

kendine bir sorsana, kim onurunu ayaklar altına alıp beni affedecek bir daha ya da kim, kimin ölmesi gerektiğini etraflıca düşünmüş bir kadının kitabını bulacak, sen aylar önce istedikten sonra, üstelik neredeyse satılık tek kopyası yokken dünya üzerinde sana?

geçtim yazacak kadar bir ikincisini bilmesini, anadiline hakim olmayan adamlara ya da asla sen kokmayacak kadınlara mı kalacağız bir diğerimizin var olduğunu bilirken? inan işler çok daha kolaydı, birbirimizi tanımazken…

söylesene ne olacak şimdi?

kim ormanın kuytularında yatağını serecek, kim seni benim kadar tutkulu, öfkeli, kıskanarak, senin için, sana rağmen, gitmenden korkarak, gözünün içine bakarak sevecek?

kim yemeğini pişirecek, kim sabah körü, kahvaltın için tazecik ekmek peşine düşecek, kim gece yarısı uyanıp soluğuna muhtaç titreyecek?

her ne kadar ağır kavga etse de seninle, kim başucuna suyunu koymayı ihmal etmeyecek, kim seni benim kadar üzecek, kim seni kendinden ağır ve beter sevecek?

her şeyi ilk kez yaşarmış gibi ömrünün ortası sonrasında, kim senin için heyecanlanacak?

kim senin için, sen ÇOK sevgisini, yüz binlerce kelime eskiterek, usanmadan tekrar edecek? ilan edecek?

kim güneş gözlüklerini kıskanacak emsalsiz gözlerine benden yakın diye?

bul birini ve bana ismini söyle!

o gün senden gideceğim ve sesimi sonsuza dek keseceğim.

elele yürüdüğümüz cadde bana boş her gece, ayaklarım gittiğimiz yerlerden kaçıyor, uzaktan sana benzettiğim her kadının yanındaki adamlar ters ters bakıyor…

tüm bunlara rağmen ve sana aslında ulaşmam an meselesiyken susuyorum. nedenini biliyor musun? ben biliyorum:

“layık olduğun hayata çeyrek var ve önce şartları düzeltmek için çabalıyorum.” sayfanın en tepesine dön bir bak lütfen, “önce şartları, sonra kuralları değiştireceğim ve emin ol gözlerinde ölene dek seni sevmeyi tercih edeceğim.”

elinin altında hazır lokma değilim inan ve yok olurum gelirse o an.

seni tercih etmeyi, seni, senin için, sana ait, sana dair sevmeyi seçiyorum… Yaradan’ın bahşettiklerini ve kazanarak elde ettiklerimi, seveceğin gibi, güzel ayaklarının altına sermemin seni mutlu edeceğini bildiğimden…

“A” şıkkını bulamadığımdan, “B” sonrası seçenek olmadığından değil, tercihimi doğru ve hak eden bir Kadın için kullanmak istediğimden.

affet hemen artık; ancak ben hazır olmadan gelme ve sabret birazcık… saçma bir kararın ardında yitmeden.

az kaldı, bin yıldan fazladır olduğu gibi yine seninim ben. bir kez inat etme yalvarırım, çok sevdiğim, uzaklara bakan resmin de gereksiz, ben tam önündeyken…

sabahları kapı eşiğindeyken, mırıldanarak da olsa, benim için “iyi işler” dilemeyi unutma lütfen.

Yazan: Kaan Volkan

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: