90.

doksan.

doksan gün önce bu gün mevsim yazdı, hava sıcaktı. ben gecesi ağlıyordum, sen sabahı.

olması gerekiyordu, oldu. yaşanması gerekiyordu, yaşandı.

“zaman en iyi ilaçtır…” neden denir anladım. senden hiç bir yere kaçmadan, kendimi sarıp sarmaladım. kuytuma çekilip tedavime başladım. önce aklımı, sonra ruhumu geri kazandım.

açıkça söylemem lazım, çok örselendim senden sonra, dehşet yıprandım. vaz geçmedim ancak söz verdiğim şekil, pes de etmedim. ayağa kalktım.

dik duruyorum artık, öğrettiğin gibi.

meraklanma ama hemen, sadece sana özel, senin yanında güzel.

bir kaç zaman önce söylemiştim, “ilgilenmediğim kadınlardan peşinen özür dilemiştim…” onların bir kusuru ya da kabahati yok, ben sende malulum, hadise bu.

hani bir kavram vardır ya edinim sürecinde; “geriye ket vurma” diye, varlığını bildiğimden olsa gerek, senden sonra kimseyi öğrenmeye tahammülüm yok.

kavramlar sonrası tanımlara bakarsak:

doksan.

gün hesabında üç ay.

sahada maç sonu ve artısı uzatmalar.

matematikte dik açı.

Kutsal Kitap’ta öksüz şehir ve insanın içinde olduğu sıkıntı.

coğrafyada iki kutup.

benim için ise pişmanlık ve acı demek …ve biliyorum ki, çok az kaldı, geçecek.

sayende “tesadüflerin” yüceliğini “mucizelerin” önüne koymuştum ya bir zaman beni o şekilde bulduğundan, tam tersine de inanıyorum şu an.

ben, kendi üzerime düşeni yapacağım, sen de senin üzerine… ya hissediyorum ya da hayal kuruyorum 90 + 90 derece, tam aksi noktada. ihtimal zarafetine yakışmayan bir kabalıkta olduğumdan bir vakit, senin için minicik, benim için kocaman değişiklikleri kendime yontuyorum, marangoz ustalığıyla.

zaten mahirimdir bu konuda bilirsin, sen söz konusu olduğunda, buluttan nem kapar, her yaptığını üstüme alınırdım, önemli hissetmek istediğimden belki de…

hatırlarsın, genellikle yaptıklarının ilgisi olmazdı benimle ve bir araba kuru gürültü çıkartan huzursuzluğum kalırdı geriye.

doksan sonrası kendime döndüğümde, işler pek öyle değil de, yine de bazı şeyleri benim için yapmış olduğunu düşünmek iyi geliyor. doğru yolda olduğuma dair, gözünün ucuna değmem ihtimali külliyen hayal de olsa, umut veriyor.

nasıl yükselmeyeyim be Kadın, an itibariyle, gözlerini görebiliyorum bir gün öleceğim, en sevdiğim şekil hem de… daha ne olsun? daha ne isteyebilirim?

diğer yandan, baştan yanlış anladıklarım o kadar çokken, pek sahip değilim umut etme hakkına aslında farkındayım ya, varsın olsun. iyi geliyor, ne yapayım? kabul! seni, sen yaşadıktan çok sonra ancak anladım.

en azından anladım:

sadeliğini basitlik, kedi ürkekliğini korkaklık, temkinli olmanı uzaklık, anlattıklarını hikaye, yaşadıklarımı masal sanmışken ne yüzüm var ki, senden mana çıkartmaya… bilmiyor muyum sanıyorsun?

biliyorum. artık biliyorum. anlıyorum. acele etmiyorum.

“aldım verdim, ben seni yendim” oynamaktansa her bir adımda, emsalsizliğin kıblesinde, yürüyorum sana, sakin ancak kararlı adımlarla…

hazır olmadan gelmeyeceğim, gelmeni de istemeyeceğim.

“yoksan doksan noksan” yıl yaşamak yerine, seninle artı kırk dokuzun peşine düşeceğim. doksan yaşında öleceğim, seni mutlu etmeye yeterince zamanım olsun diye…

dedim ya, acelem yok, vaktim çok artık.

yavaş ama iyileşmiş geliyorum sana, sen de kıyamayıp bir mucize yaratsana? tek benim bileceğim bir minik adım atsana;

zor bulduğum tek nüsha şehre vardı ve aceleyle kulağıma fısıldadı:

“zamanının ‘kırmızı ışığın yanmasını bekleyen yeşil tuş üzerindeki parmağı’ gibi usulca özlüyormuş seni. muhtaç ve sabırsızmış hem gözlerine en az benim kadar…”

üzmesene;

“kırık bir tebessüm ya da feri kısa bir göz ışıltısı” yerine “dünya gülerken, güneş açarken sayende” şimdi de sen zor bulunanı merakla beklesene. kavuşun artık, aylar oldu ben bileli hasretiniz.

bu arada ikimiz, acele etmeksizin ve sessizliği kirletmeksizin, konuşmadan hücrelerimizi tanıştıralım bir de… kemiklerimiz zaten tanış, ruhlarımız bin yıldır bir, aklındı bizi durduran hazır olmadığımı fark ettiğinden, çok da haklı olan…

kızıyordum, anladım. artık kızgınlığım ya da öfkem yok. seni öğrenmeye de devam ediyorum sadece “eğitilmekle” kalmadan.

sakinim huzurunda.

seni böylesi tatmak benzersiz. haklıydın Kadınım. çok haklıydın.

acele ettim, ecele gittim.

unutma ama bir kez daha gidip dönmüştüm, üstelik henüz dört yaşında diğer tarafı görmüştüm. sensiz alemleri sevmediğimden kalmıştım bu dünyada:

sana ait ve dair olmak için. sadece senin için.

Yazan: Kaan Volkan

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: