konu:

fark ettim ki yılın bitmesine yaşımdan az gün kalmış, birçok soru aklıma takılmış; tek başıma içinden çıkamadım, sıklıkla olduğu gibi arttı aklına ve mantığına olan ihtiyacım.

yaş ilerledikçe, kendime geldikçe, seni ÇOK sevdikçe sorguladıklarım artıyor. elimde değil, düşündüklerim fazlalaşıyor. her bir fazda, kendimi sağlamam gerektiğini düşünüyorum, sen aklımda oldukça, soluğuna muhtaç kaldıkça…

“sudan çıkmış balık ya da suya düşmüş adam” minvalinde boğuluyorum soluğun olmaksızın demiştim, duymamayı tercih etmiş, görmemiştin.

senin de tanıdığın, müstesna bir dostun, durumum için kağıda döktüğü hesap özeti, seninle ilgili; “silindin, ben yazarım.” oluverdi geçen gece. “silindin” zira aklım malul, “yazarım” çünkü aklımdan çıkmıyorsun.

soruyorum ister istemez, içimde derin bir şüphe, sen ardı yanarken yeryüzü dediğimiz bu cehennemde, üstelik sarhoş olmadığımdan artık bilincim yerinde:

“sevgiye ve aşka ait rızkını fütursuzca yediğin diğer kadınlardan, seni farklı kılan ne sessizliğinde?”

“emsalsiz” olman gözümde, harcamanı yasallaştırabilir beni bende belki de, diğerlerinin suçu ne?

“neden çağırdın, madem gidecektin günün biri, beni o gece? neden yedim o tokadı, niçin beni oda numaramla buldun muteber bir hastanede, ertesinde yaptığının o halde?”

sevgimi, beni itip kakmaksızın hak edecek, “sen” sevilmek için üç günlüğüne bile, “sen” bakayım, dokunayım diye, hayatlarının bir kısmından vaz geçmeyi isteyecek kadınları, “katran ve tüy” terazisinin neresine koyalım sence?

iyi düşünüp bir kaç yutkunup ihtimal de sütlü kahvene katık, sade bir karar alıp cevap versene…

varsayalım mükemmelsin, -ki öylesin ki gözümde emsalsizsin- nereye koymalıyız seni sence?

ne yapmalıyım ben yitik ardında, bitik ruhumla, gidik aklımla?

senin keyfin gıcırken ontolojik mutsuzluğunda, oynarken birkaç zavallıyla, ben senden bihaber, nefesine aç, gözlerinde bitap, hak etmesi olasılardan çaldığımız gün ve gecelerin hesabını yalnız mı vereceğim?

tamam. yüzden fazla kez kabul edip binden çok sefer özür diledim de senden, neden otuz üç alemin hepsinde acıyı ben çekeceğim tekmil-i birden?

diyeceksin ki, her zamanki “eksternalist” yaklaşımında, “ben buydum, sen her ne olsan da…” iyi, güzel, bunu da yutalım. yutalım da, senin yaptıklarını ve reva gördüklerini nasıl yutkunalım?

söylemedim mi? sen sonrası boğazımdaki yumruyla kansorejen problemlerim var benim ve “kıymetlilerimden biri ölüyor Kadınım…” derken ben, aramaya tenezzül etmediğin için beni böylesine delirttin sen. hatırlıyorsun değil mi?

bunu nereye koyalım da ardından pes etmeden, vaz geçemeden koşalım?

ne kadar önemli olabileceği aklına gelmemiştir senin, neredeyse kaniyim adımdan emin:

bana sarf ettiğin; “bir dur, düşün, ‘ben bu kıza ne yaptım diye sor kendine’…” cümlesindeki öznenin yerini değiştirmenin.

sordun mu o basit soruyu lütfedip?

“ben bu adama ne yaptım?”

“rahatsız olduğu her işin üstüne gitmekten, kendimi aylarca mahrum etmekten, ‘aforizmalarıma’ kurban, böbreklerine dokunmaktan mahrum, gözlerimi görmemeye mahkum, ‘ben’ titreyerek uyandığında sahipsiz etmekten… vaz geçtim mi…” dedin mi?

yapıp ettiklerini bildin mi?

sanmam. mükemmelliğinin yansımasında, emsalsizliğinin kuytusunda tek suçlu bendim. tek ben. beni “etrafımda kazdığın çukurlara tuzaklasan da…” hataların tümü bana yazdı, katrana düşen tüy bulaşmadan tertemiz kaldı.

ne güzel.

rahatça uyu şimdi, erken kalkman önemli. üstelik okuyacak kitabını da gönderdim, değil mi?

senin için, kaçarcasına çıktığın sabahların, birlikteyken de ayrı geçirdiğimiz günlerin, her saniyesi kıymetliydi, erken kalkmana yoruyorum “sabah kuşu” misali, hala aynen de öyle sanki?

ancak lütfen unutma, yaş hadde yaklaşınca, tekrar açmak üzere defteri değil, borçlu kalmamak adına hesabı kapatır adam olan. bu gün işine gelecek gibi dursa da, diyelim yirmi yıl sonra, pişmanlığı büyük olur dizlerine birinin örteceği battaniye gerektiği zaman…

bilmem anlatabildim mi?

akabinde sen mutsuz, ben umutsuz kalmayayım diye bilmeliyim aklında olduğumu bir şekil ve düşündüğünü beni… ben seni “sen” sevmeyi öğreniyorsam, sen de bir zahmet “ben” sevmeyi öğrenmelisin beni.

seninim bilirsin, adından emin.

bizi düşün, seni nasıl mutlu etmek istediğimi hisset, sevgimi farket ve senden kopmama izin verme lütfen.

kaç kez okudun daha evvel:

sevdim (sen). öptüm (ben).

gitmemeliyim senden, gözlerinde ölmeden. sen de bir şeyler karala anlayacağım ve yardım et lütfen.

diyorum; her şeye rağmen, gözlerinde ölmeden senden gidemem ve ölmek için henüz çok erken.

Yazan: Kaan Volkan

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: