Teknolojik Hatırat / Bölüm 2

Cep telefonu yokken ne mi yapıyorduk?

Bu soruya cevap verebilmek için ilk önce şöyle bir uzaklara daldım gittim. Koltuğa uzandım ve çocukluğuma geri döndüm. Hazır çocukluğuma kadar gitmişken bir süre orada kaldım.

Nereye kadar gittin diye soracak olursanız 80’lere doğru bir yol aldım. O zamanlarda daha cep telefonunun c’sinden m’sinden haberimiz yoktu. O da neyin nesi olabilirdi ki? Belki bi’ Hollywood filminden göz aşinalığımız olabilirdi ama kablosuz ve ahizesiz bi’ telefonla konuşmak çok hayalperest bir durum olurdu sanırım.

Öncelikle küçük bir detaydan bahsedeyim. Hepimizin ilkokuldan itibaren tutmaya başladığı bir telefon defteri vardı. Sınıftaki herkesin ev telefon numarasını kaydederdik, bazılarımız arkadaşlarının annelerinin isimlerini yazardı illa ki. Arkadaşını aradığı zaman annesi telefona çıkınca ona ismiyle hitap etmek için, ayıp olmasın diye. Yaa, bakın böyle kibar ve ince düşünen bir nesildik biz 🙂

Okuldan eve gelmişsindir, oyun oynayıp televizyonda çizgi film izledikten sonra yarınki ödevleri yapma zamanı gelmiştir artık. Ödev defterini çıkartıp neler yapman gerektiğine bakarsın. Sonra içinden şöyle dersin; Sevgi’yi bi’ arayım da o ödevi nasıl yapacakmış bi’ öğreneyim. Telefon açıldığında duyduğun ses tabii ki annesine aittir. Anneler genellikle son derece asil bi’ sesle “Efendim?” diye açarlardı telefonu. Sen de bu sesi duyduktan sonra kendi sesini heyecanla vurgulayarak “Errmm, şeyy.. Merhaba Güzin Teyze. Ben Sergül. Ayşe ile görüşebilir miyim acaba?” diye sorarsın. Hanım kızsın ne de olsa 🙂 Güzin Teyze de sana bir iki şey sorduktan sonra kızını telefona çağırır. İşte eskiden bu şekilde telefonla iletişim kuruyorduk.

Sonra tabii orta ve lise zamanında telefon konuşmaları başka başka konular üzerine olurdu. Okulda bütün gün yan yan olduğun arkadaşlarınla zaten derste ve teneffüs zamanlarında bolca dedikodu yapıyorsundur muhakkak. Okuldan eve gelene kadar hayatında ne kadar önemli ve büyük bir değişim oluyorsa ya da aklına ne denli yaratıcı fikirler geliyorsa bunları hemen anlatmak isterdin. Genellikle evlerin antre bölümünde olan telefonla annen falan konuştuklarını duymasın diye sesini iyice kısmaya çalışarak okulda geçen günün kritiğini yapardın. Ah ahh, o telefonların dili olsa da konuşsa… O zamanlar ne kayıt var ne de dinleme paranoyası. Ne Türk dizileri çeviriyorduk o telefon konuşmalarında.. Ne intikamlar, ne platonik aşklar, ne hüsranlar, ne entrikalar, ne terkedilmeler, ne kazık yemeler, ne kopya teorileri vs.

Unutmadan bir de şu vardı. Arkadaşının abisinden falan hoşlanıyorsan sırf onun telefonu açma ve sesini duyma ihtimalinden akşamları, haftasonları arkadaşını arardın saçma sapan bir sebeple. O zamanlar böyle ilan-ı aşk falan da edemezdin hemen. Böyle yollar denerdin işte.

Ayrıca o zamanlarda “ekme” diye bir durum vardı. Haftasonu arkadaşlarınla buluşacaksındır. Evden çıkmadan önce birbirinizi ararsınız. Ne olur olmaz diye. Buna rağmen buluşma noktasına gelmemişsen basbayağı ekmiş olurdun işte. Zaten bu nadiren olan bir durumdur. İki kere üstüste ektin mi hemen karalanırdın. Sen yoldayken işim çıktı gelemiyorum telefonları, mesajları olmazdı yani.

Bir de telefon sapıklıkları, işletmeleri olurdu. Ondan da haftaya bahsedelim 🙂

About Sergul Sungur

Sergul Sungur, 2004 yılında Ege Üniversitesi Radyo TV Sinema Bölümü'nden mezun oldu. 2013 yılına kadar dizi film ve sinema sektöründe profesyonel çalışma hayatını devam ettirdi. Kariyerine dijital medya alanında uzmanlaşarak yeni bir yön verdi. Deniz, güneş ve kitaplar büyük tutkusu.

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: