susma!

susma! ölüyorum sukunetinde.

ses etmedin mi sen, soluğum kesiliyor. sen susma, lütfen.

yeter ki susma sen, sordum diye, az yordum diye, biraz üstüne vardım diye.

susma sen.

susma. susma lütfen, bilirsin susunca sen, ben ne yapacağımı bilemem.

bilmiyor musun? sen sustuğunda ben, yaşadığım her günün sonunda, uyuduğum her gece, sessizliğinin sağırlığında, ölüyorum gizlice gözlerin göz kapaklarımın arkasında. kapalı gözlerim, gözlerinde yiterken aklımda. senin için ölüyorum ben de susup aklımda. tenin, ruhun, bedenin, aklın ve aynada bakmamı sevdiğin, hatıran izlerimle.

aklımda her an, aklımda ikimiz. söylemeden dile getirdiklerin, bildiğim düşündüklerin, dokunduğun hissettiklerin.

sana sorayım;

“duymayı kesmiştin, peki. görmekten vaz geçmiştin, kabul.”

söyle o halde, nasıl inanayım;

“hissetmekten vaz geçtiğine? buna da inanmamı beklemeyeceksin her halde?”

gözlerine değmez şekil yazmayı, yalvarmayı ve yakarmayı kabul etmişken ben, asil sessizliğinde…

lütfen üç dakika elli dokuz saniye vakit ayırıp dinlesene, derdimi başka şekil anlatmış birileri:

Nouvelle Vague – In A Manner Of Speaking

söyledim sana. küllerimden yeniden doğuyorum. esas “ben” olan ben oluyorum da, kalbim sende kalmıştı hani, kesik kaburgalarım arası, izini sevdiğin… bilmiyor musun şimdi ora dipsiz boşluk, ismini her gece içime bağırdığımda… yankılanan adınla, sonsuz… boşluğun tek sebebi yokluğun…

…ve yazık ki, istesen de veremezsin kalbimi geri. az kaldı be Kadın, soracağım:

“lütfen dönsen geri?”

pişmanım Kadın. fena.

canımı al daha iyi.

üstelik vaktiyle üstüme geldiğin şekil, bir Eleanor Porter karakteri değilim ben. söylemiştim. Şeytan’a uymuyorum, yaptığımı biliyorum, bu dünyada seni mutlu etmek önemli bir sorumluluğum.

düşünsene bir lütfen, sence ben;

“övünüyor muyum ettiğimden, mutlu muyum sence zikrettiğimden?”

güzel sesini son kez duyarken sarf ettiğim onca kelimeden -hala kendimden tiksindiğimden…

çözeceğiz Kadın. elele verip çözeceğiz. yolu yok. en yakından, en uzağa ikna edeceğiz herkesi… ben utancımı yüzümü güneşten saklayan siperliğimde, kabul edeceğim tüm suçu sessizce, önüme bakarken ve senin önüne sereceğim tüm ihtiyaçlarını kanından insanları beni affetmeye giderken sen. bilmiyor muyum yediğim herzenin ağırlığını sence? farkında değil miyim? ölesi pişman değil miyim? ettim işte be Kadın. bir sen anlarsın öfkemin büyüklüğünün seni ÇOK sevmemden olduğunu… anlarsın değil mi?

yetti artık bu pişmanlık. ölmeliyim erkenden ya da sen beni duyduğunu ifade etmenin yolunu bulmalısın kimse bilmeden lütfen.

…ama lütfen.

dişlerimi de gıcırdatmıyorum uyandırma korkumdan seni hem de artık yatarken.

neredeyse her şeyi toparladım artık sarılarak uyuyabilir miyiz lütfedersen?

çok özledim. sen de özlemişsindir eminim. soralım istersen muhataplarına; kemiklerin… kemiklerim…

sanırım tek sorun, nasıl sevildiğini hiç bilemedin. anlatamadım yüz bin küsur kelimede, yeteneksizliğimden her halde…

özür dilerim seni sevmeye devam ettiğim için ancak keşke sarıldığında bana, hissettiklerini unutmayı seçmeye çabalamak yerine beceriksizce, hiç denemeseydin. olacak var ve olmayacak… kabul et lütfen, “müzik en iyi erkek arkadaşın” olabilir de, senin “erkeğindim, …dim” ben, ismini ve soyadını birlikte sayıklarken.

şimdi sadece gülümse lütfen, dünya gülsün. biliyorsun, hiç gitmemişcesine her daim ve senin için, seninim ben.

sadece sana ait ve dair… gerisi fasa fiso, “felan” ve vesair. “kahve?..”

Yazan: Kaan Volkan

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: