Steven Spielberg’ten usta işi bir film: Savaş Atı

Bu filmi izledikten sonra aklıma hemen Rüzgar Gibi Geçti (Goes With the Wind) aklıma geldi. Rüzgar Gibi Geçti savaşı arka planında taşıyan bir aşk filmiydi. Savaş Atı da (War Horse) öyle bir film. 1. Dünya Savaşı’nı arka fonunda tutarak gerçek sevgi ve bağlılığı anlatıyor. Ancak Savaş Atı’ndaki bu sevgi, aslında buna çok rahat bir  şekilde aşk da diyebiliriz, ezberimizi bozuyor. Savaşın yakışıklı bir genç ile güzel bir kızın arasındaki aşka engel olduğunu ve engellere rağmen  bağlılıklarını sınadıkları bir film olarak düşünebilirsiniz. Ama hiç de öyle değil! Çok güçlü ve mükemmel yeteneklere sahip olan bir at ile onun sahibi arasındaki savaşa rağmen kopmayan bağlılığı anlatan bir film. Savaşa giden ise atın sahibi genç değil, bilakis atın kendisi.

Steven Spielberg bu son filminde, başarılara doymuş ve onları sindirmiş bir yönetmen olarak sinemadaki ustalığını konuşturduğu ve sanıyorum ki yaratıcı işlerle uğraşan insanların çoğunda olan kaygıları da bir kenara bıraktığı  harika bir görsel şölen ile karşımıza çıkıyor.

Film, Micheal Morpurgo’nun 1982 yılında yazdığı aynı isimli çocuk romanından Richard Curtis ve Lee Hall tarafından senaryoya uyarlanmış. Bu sene En İyi Film başta olmak üzere toplam 6 dalda oscar’a aday gösterilmişti ancak törenden eli boş olarak döndü. Filmde Narracott ailesinin babası Tedi’i Peter Mullan, annesi Rose’u Emily Watson ve oğlu Albert’ı da Jeremy Irvine canlandırıyor.

1914 yılında İngiltere’nin bir kırsalında çiftçilikte uğraşan Ted’in tarlasını sürmek için bir ata ihtiyacı vardır. Düzenlenen at mezatından yüksek miktara genç ve evcil olmayan bir at satın alır ve atı eve getirdiğinde Rose’dan hiç iyi bir karşılama görmez. Ancak Albert çok sevdiği ata Joey adını verir ve bütün sevgisiyle evcilleştirir, hatta attan hiç beklenmeyen bir şekilde bir gün tarlayı sürmesini bile sağlar. Ancak 1. Dünya Savaşı ilan edilir ve Ted paraya da ihtiyacı olduğu için Albert’tan saklı atı orduya satar. Joey, İngilizlerden Almanların, Almanlardan Fransızların eline geçer ama bütün savaş boyunca mucizevi bir şekilde hayatta kalmayı başarır.

Başrolü bir atın oynadığı filmde gerçekten de atın yeteneğini hayranlıkla izliyorsunuz. Ancak film boyunca tam 14 at Joey’u oynamış. Ama Joey’u oynayan asıl at (adı Finder), 2004 yılında çekilen ve ülkemizde Zafer Yolu adıyla vizyona giren efsane haline gelen yarış atı Seabiscuit’in gerçek hikayesinin anlatıldığı filmde de oynamıştı. Bu yüzden de Spielberg, filmde Joey’un hızlı koştuğu adeta uçtuğu sahnelere yer vermekten çekinmemiş. Zaten bu sahneler de atın gerçekten mucizevi bir at olduğunun kanıtı gibi gözümüzün önünden geçiyor.

Film boyunca Albert ve Joey’un nasıl bir araya gelebileceklerini merakla bekliyorsunuz. Hatta tam oldu derken sizi yine merak ve heyecan içinde bırakan sahnelere başlıyorsunuz. Savaşın içinde, cephede geçen sahnelere, hatta ateşlenen silahlara rağmen Spielberg insanların vurulduğunu ve öldüğünü hatta kan göstermekten bilerek uzak durmuş. Bu bakımdan da oldukça farklı bir savaş filmi olduğunu söylemek mümkün.

Sonuçta izlenmesi gereken iyi bir film ortaya çıkmış. Herkese tavsiye ederim.

About Sergul Sungur

Sergul Sungur, 2004 yılında Ege Üniversitesi Radyo TV Sinema Bölümü'nden mezun oldu. 2013 yılına kadar dizi film ve sinema sektöründe profesyonel çalışma hayatını devam ettirdi. Kariyerine dijital medya alanında uzmanlaşarak yeni bir yön verdi. Deniz, güneş ve kitaplar büyük tutkusu.

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: