Pedro Almodovar’dan İçinde Yaşadığım Deri

Pedro Almodovar seyirciyi ters köşe etmesini seven bir yönetmen. Kendinizi soru işaretleriyle birlikte filme kaptırdığınız bir yerde “hadi canım sen de!” dememeniz içten bile değildir. Hatta bu “hadi canım sen de!”yi öyle bir melodrama bağlar ki, siz gözlerinizi kırpmadan filmin sonunun gelmesini ve olayın çözülmesini sabırsızlıkla beklersiniz. Almodovar bu yüzden hem heyecanlandıran, hem meraklandıran, hem karakterlere karşı acıma duygusu ile kötülüğü hak ettiği kanısını birbirine geçiren aynı zamanda da “yok artık bu kadar olmaz” dedirten bir yönetmendir. İçinde Yaşadığım Deri de (La Piel quo Habito) bu türden bir film, yani Almodovar’ın tipik bir filmi. Sevenleri belki de umduklarından fazlasını bulacaklar.

Filmde Antonio Banderas (Dr. Robert Ledgard rolünde) ve Elena Anaya (Vera rolünde) başrolleri paylaşıyor. Almodovar ilk 25 yıl önce Banderas ile çalışmaya başladı. Matador (1986), Tutku Kanunu (1987), Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar (1988) ve Bağla Beni (1989) filmlerinden sonra uzun bir süre birlikte çalışmadılar. Banderas’ın oyunculuk kariyerinin başlangıcında Almodovar gibi bir yönetmenin olması gerçekten onun şanslı olduğunu gösteriyor bence. Elena Anaya da Almodovar’la Konuş Onunla (2002) filmiyle daha önce çalışmıştı. Marisa Pederes de (Marillia rolünde) Almodovar’ın vazgeçmediği oyuncular arasında yer alıyor.

Film sakin bir şekilde başlıyor. Dr. Ledgard alanında başarılı bir estetik cerrahtır. Aileden kalma bir malikanede bir kaç hizmetçisi, annesi Marillia ve malikanenin bir odasında tedavi amaçlı kalan Vera ile normal ve sakin bir yaşam sürdürür. Ama bu sakinlik ve sessizliğin ardında  derin bir acı ve intikam duygusu yatmaktadır. Malikede olan hiçbir şey aslında ne normaldir ne de göründüğü gibidir. Marillia’yı Robert’in evde olmadığı bir gün diğer oğlu ziyarete gelir ve o andan itibaren bu zamana kadar olan olayların gerçek yüzünü ve nedenini izlemeye başlarız. Bütün bir aile dramı ile karşı karşıya kalırız, hatta bu melodramlara özel bir aile karmaşası ve hüznüdür. Vera’nın asıl kimliğini, ailesini ve Robert’in onu neden tuttuğunu öğreniriz. Bu noktadan sonra da filmin sürpriz finaline getirecek olaylar silsilesinin içinde buluruz kendimizi.

Aslında filmin hikayesi o kadar ilginç ve güzel ki, henüz izlemeyenleri düşünerek burada anlatmaktan kaçınıyorum. Çünkü filmin hikayesini bilerek izlemenin pek keyif vereceğini düşünmüyorum. Ama her ne şekilde olursa olsun kesinlikle izlenilmesi gereken bir film. Ve siz siz olun, sakın Robert Ledgard bilgisinde ve yeteneğindeki yaratıcı yönü kuvvetli bir doktorun damarına basmayın derim.

About Sergul Sungur

Sergul Sungur, 2004 yılında Ege Üniversitesi Radyo TV Sinema Bölümü'nden mezun oldu. 2013 yılına kadar dizi film ve sinema sektöründe profesyonel çalışma hayatını devam ettirdi. Kariyerine dijital medya alanında uzmanlaşarak yeni bir yön verdi. Deniz, güneş ve kitaplar büyük tutkusu.

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: