Hayata dair öyküler: Islak, Mavi (2)

1. bölüm için tıklayınız.

Ev telefonu çaldı.  Arayan kesin annemin dernekten bir arkadaşıydı. Toplantıları, kermesleri, gezileri hep ev telefonundan arayarak haber verirlerdi. Bu telefon başka zamanlarda da çalmazdı zaten. Odamdan çıkıyorum, portmantonun yanında dikilen annemi dinliyorum. “Bilemiyorum, hayatım. Siz beni kaydetmeyin.” … “Fazla kalmayacaklar zaten, iki gün sonra işbaşı yapacaklar. Ben sonrakine gelirim.” Konuşması bittiğinde benim orada olduğumu umursamadı. Salona geçti.  Ben de ardından. Gümüşlükten yalnızca özel günlerde kullandığı gül desenli çeyizlik takımlarını çıkardı, dikkatle masayı hazırladı. Çocukken bu takımlarla gizli gizli oynardım, misafirlerim gelirdi, pişirdiğim yemekleri tabaklara servis etmeye başlarken annem görürdü. Hemen masanın altına saklanır, oradan mutfağa fırlardım. Hiç kızmazdı, aksine halime gülerdi, ben sadece izinsiz oynadığım için suçluluk duyardım.  Masadaki yerime oturuyorum, iki saat sonra burada yemek yenecekti, martı pencereden görünüyor yine, balığı gagasından bırakmamış. “Anne, güvercinlere ekmek kırıntısı, martılara balık mı bırakıyorsun cama?” Daha beni duymadan, kapı çaldı yine. Gelen babamdı. Devletten emekli olduktan sonra açtığı, daha çok eskiden kalma birkaç ahbabı ile vakit geçirip oyalandığı dükkanını erken kapatmış. İçeri girer girmez “Kaçta gelecekler?” diye sordu anneme. “Beş saat sürüyormuş uçuş. Öğlen üç gibi ineriz dedi Gözde.” “İyi… İnmelerine bir şey kalmamış.” Banyoya doğru giden babama bakıyorum. Yıllardır tek değişen şeyi, gittikçe beyazlayan saçları. “Elini yüzünü yıkadıktan sonra kıyafetlerini değiştir,” dedi annem. “İndiklerinde arar Gözde… O zaman değiştiririm.”

Babam salona geldi. Oturduğum yerde beni görmedi. Gökyüzünde martılar çoğalıyor. Elinde kumanda kanalları değiştirmeye başladı. Annem mutfaktan “Değiştirme kanalı, dinliyordum ne güzel!” diye seslendi. Her zamanki tatlı didişmeleri başladı nihayet.

“Gelsene buraya, anlat bakalım neymiş .”

Eve doğru yaklaşan martıların acı çığlıklarını duyuyorum.

“Tatilde evlenme teklif etmiş Ümit.”

“Tanıştın mı sen daha önce?”

“Hayır. Üniversitede okurken bahsediyordu, o kadar.”

“O zamandan beri birlikteler mi?”

“Değiller canım. Üç sene önce karşılaşmışlar yeniden. Gelince anlatırlar iyice.”

Anne, baba! Balıklar… Martılar… Ne kadar çoklar. Baksanıza!

“İyi… Ben olsam bu saatten sonra evlenmezdim.”

“Böyle konuşup kafalarını karıştırma sakın.”

“İstesem de fırsat vermezsin ki sen konuşmama.”

“Bir kanalda dur artık.”

“İyi… Haberler yeni başlamış. Bakalım biraz? ”

Bir tek ben mi görüyorum. Baksanıza buraya. Ne kadar çoklar!

Sayın seyirciler, şimdi aldığımız habere göre Ege Denizi’nin Midilli Adası açıklarında bir uçak denize düştü… Tekrar ediyorum…

Şimdi sessizce oturuyorlar televizyonun karşısında. Karşılarına geçiyorum, beni görsünler artık. Gözlerine bakıyorum. Beni görmüyorlar. Üzülmeyin, gitmedim ben bir yere. Buradayım. Beni duymuyorlar. Sımsıkı sarılmak istiyorum. Ellerim dokunamıyor. Çok sevdiğim, derin, ıslak bir maviliğin ortasında öylesine süzülüyorum. Gittiğim yer iyice koyulaşıyor, gözlerim açık, hiçbir şey  göremiyorum. Ümit nerede acaba?

About Sergul Sungur

Sergul Sungur, 2004 yılında Ege Üniversitesi Radyo TV Sinema Bölümü'nden mezun oldu. 2013 yılına kadar dizi film ve sinema sektöründe profesyonel çalışma hayatını devam ettirdi. Kariyerine dijital medya alanında uzmanlaşarak yeni bir yön verdi. Deniz, güneş ve kitaplar büyük tutkusu.

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: