“Yollu” yolunda gerek

Tiyatronun doğduğu toprakların üzerinde yaşıyoruz. Türkiye’nin bir çok yerinde milattan önce antik Yunan döneminden bugüne miras kalmış antik tiyatrolar var. Hemen ilk aklıma gelenler Efes (İzmir) ve Aspendos (Antalya). Denizli’de, Manisa’da, Muğla’da, Balıkesir’de, Çanakkale’de, İzmit’te, Isparta’da, Kütahya’da, Ankara’da, Afyon’da,  Aydın’da, Burdur’da, Uşak’ta, Bursa’da, Mersin’de, Osmaniye’de, Adana’da ve daha bir çok yerde bir kültürel miras niteliğinde bir çok antik tiyatro var. Ama milattan sonra 2012 yılında bu topraklar üzerindeki tiyatrolar bir miras ve kültür niteliğinden çok bir vizyon ‘mesele’si haline geldi. Bense tiyatroların bir ‘mesele’ haline gelmiş olmasından dolayı şaşkınlık içindeyim. Oysa ki tiyatro hiçbir zaman ticari amaç güden bir sanat faaliyeti olmamıştır, olamaz da. Ticari bir faaliyet olarak tiyatro oyunları sahnelenseydi eğer, Sophokles’in milattan önce 440 yılında yazdığı tragedyası Antigone’yi biz bu sene İstanbul Devlet Tiyatroları sahnelerinde seyretmemiş olurduk. Devletin destek verdiği bir kurum olarak tiyatroların yapılanmalarından dolayı işleyiş bakımından bazı aksaklıklar yaşanabilir ve bunların düzeltilmesi yönünde çalışmalar yapılabilir (hangi kurumda böyle sorunlar olmaz ki zaten?), ancak tiyatrolar üzerinden devlet desteğinin ve varlığının çekilmesi demek; tiyatroların yaşamına son veriyoruz demektir. O halde bütün antik tiyatrolar da yıkılsın ki, biz de tiyatroya ve sanata karşı yapılmakta olan bu ayıbımızı dünya üzerinden tamamiyle kaldıralım.

Tiyatrolar neden gereklidir? Çünkü toplumsal ve bireysel yaşantımızın göremediğimiz, fark edemediğimiz, duyamadığımız hallerini seyrederiz tiyatroda. Ve asla ve asla günlük olayları izlediğimiz bir haber bülteni gibi değildir. Yaşadıklarımızın arkasında saklı duran ‘neden’leri ve ‘nasıl’ları bir oyun halinde gözümüzün önünde sergiler ve bu sayede gülünecek halimize ağlarız ve ağlanacak halimize güleriz. Bizi anlamaya ve düşünmeye yönlendirir. Böyle olur gelişim, değişim ve dönüşüm.

Ve tam da burada geçen gün izlediğim bir tiyatro oyunundan bahsetmek istiyorum. Oyun Mecidiyeköy’de özel bir tiyatroda sahnelendi. Sahne Hal’de. “Alayına tiyatro” mottosuyla yola çıkan Janti Sanat tarafından sahnelenen oyunun adı: Yollu. Oyunu yazan Ali Ömer Ulusoy, yöneten Bülent Çolak, oynayanlar Ali Savaşçı, Bülent Çolak, Serap Matyaş, Volkan Keleş ve Çiçek Acar. Tiyatroya gönül vermiş, varıyla yoğuyla bu işin en iyisini yapmaya gayret eden insanlar…

Hatırlarsınız; barış gelini vardı Pippa Bacca, Mart 2008’de Milano’dan İsrail’e barış adına gitmek için gelinlik giyerek bisikletiyle yollara düşmüştü ve Gebze’de bir kamyon şoförü tarafından tecavüze uğrayıp öldürülmüştü. Hakkında günlerce haberler yapıldı, diplomasi yoğun bir şekilde çalıştı. “Yollu” oyunu da barış geleninin başına gelen bu trajik olaydan hareketle, bir insanın tecavüzcüye ve katile dönüşme sürecini yaşamsal koşulların, toplumsal bilincin, kadın – erkek rollerinin, toplum tarafından şekillenen bireysel zihniyetin arkasından irdeliyor.

Kamyoncunun olay sonrasında yaşayabilecekleri üzerinden cinsiyete bağlı kimlikleri oluşturan toplumsal hallerimizi, statülerimizi, bana dokunmayan yılanlarımızı, nabza göre şerbetlerimizi, lafta kalmış tutumlarımızı, insan olmanın kuvvetini cinselliğe bağlayan koşullanmalarımızı kimi zaman güldüren güldürürken de düşündüren bir anlatımla görünür hale getiriyor. Bu oyunda sahnede olanlar gerçek hayatımızda olmamasını istediğimiz şeyler. Bu oyunu izleyin, içinde yaşadığımız toplumun kadın ve erkeklerini yakından tanıyın.

Tiyatronun güzelliği ve özelliği de burada saklı zaten. Bize ‘olmuş’u veya ‘olmuş olabileceği’ gösterir ve yeniden yapar ki, biz de bazı şeylere uzaktan seyirci kalmayalım, anlayalım, düşünelim diye. Ama tiyatronun amacı asla toplumu eğitmek değildir. Eğitim devletin işidir, tiyatro ise ‘ideal’ olanı ve ‘olması gerekeni’ gösterir ve anlatır.

Devlete bağlı tiyatroların özelleştirilmesinin gündemde olduğu bugünlerde özel tiyatroların ne zorluklar içinde ayakta kalma mücadeleleri verdiklerini biliyoruz. Hepsi gönülden, severek ve isteyerek bu sanatı sahnelemeye çalışıyorlar. Koşulların daha iyiye gitmesi ve düzeltilmesi gerekirken zorlaştırılmasının kime ne faydası olacak bilemiyorum. Oysa ki, sanat insan için, tiyatro hepimiz için…

www.jantisanat.com

About Sergul Sungur

Sergul Sungur, 2004 yılında Ege Üniversitesi Radyo TV Sinema Bölümü'nden mezun oldu. 2013 yılına kadar dizi film ve sinema sektöründe profesyonel çalışma hayatını devam ettirdi. Kariyerine dijital medya alanında uzmanlaşarak yeni bir yön verdi. Deniz, güneş ve kitaplar büyük tutkusu.

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: