Haneke’den aşkın son hali: Amour

Amour-1Avrupa sinemasının Oscar’a açılan isimlerinden biri Michael Haneke. 2009 yapımı Das Weisse Band (Beyaz Bant) filmiyle En İyi Yabancı Film dalında Oscara aday olarak adından oldukça söz ettirmişti. Ardından 2012 yılında çektiği Amour (Aşk) filmiyle bu sene yeniden Oscar ödülleri töreninde karşımıza çıkacak ve bir sürpriz yapması da kuvvetle muhtemel. Hem en iyi film hem de en iyi yabancı film kategorisinde adayken aynı zamanda en iyi yönetmen, en iyi özgün senaryo ve en iyi kadın oyuncu kategorisinde de filmin adı geçiyor. Dikkatinizi çekerse Amour’un aday olduğu kategorilerin hepsi en saygın kategoriler.

amour-2Michael Haneke’nin senaryosunu yazıp yönettiği film seksenli yaşlarının ortalarında bir karı kocanın hikayesini anlatıyor. Georges (Jean-Luis Trintignant) ve Anne (Emmanuelle Riva) emekli müzik eğitmenleridir ve birlikte gayet uyumlu ve mutlu birliktelikleri vardır. Büyük bir apartman dairesinde yaşamlarını saygılı ve düzenli bir şekilde devam ettirirken konserden döndükleri bir gece Anne ilk kez hastalık belirtileri göstermeye başlar. Rutin devam eden günlük hayatlarında Anne’nin hastalığı sinsice aralarına katılır ve bundan sonra ikisi için zor günler başlar. Georges büyük bir fedakarlık ve sevgiyle Anne’nin hastaneye yatırılmama isteğini yerine getirerek   evde elinden geldiğince bakımını üstlenir. Anne’nin hayatta kalmamaya direnmesi Georges’un sonunda ikisinin de ruhunu özgürleştirecek bir karar vermesine neden olur.

amour-3Bir evde iki oyuncu ve az sayıda yan karakter ile devam eden filmin izleyen herkeste derin bir duygusal etki bırakması kaçınılmaz. Amour için şu rahatlıkla söylenebilir: Bir evde geçen aşk, bağlılık ve ölüm filmi. Tek bir mekanda ve iki başrol oyuncusuyla iki saat süren etkileyici ve her dakikası dolu olan bir hikaye anlatmak çok da kolay değildir. Özellikle Haneke’nin bu son filmi gerçek bir sinema ustası olduğunun bir imzası.

Tek mekanda yavaş ilerleyen temposuna rağmen duygusal olarak sarsan sahneler oldukça etki yüklemiş filme. Georges’un Anne’nin hastalığını ve bakımını soğuk kanlılıkla üstlenmesi üzerine geçen şu diyalogtan sonra ister ister izlerken insanın kendini onların yerine koymaması mümkün değil. “Benim de başıma gelebilirdi.” Ben de bir an olsun düşünmeden edemedim. Zaten Haneke’nin de bu noktadaki derdi iki yaşlı insanın hastalığa karşı aşkla verdiği mücadeleyi olduğu gibi gösterebilmek. Bunu öylesine başarıyor ki, bir an evin içinde Georges ve Anne ile yaşadıktan sonra kendinizi onların yerine koymaya başlıyorsunuz. Özellikle Anne karakterini canlandıran Emmanuelle Riva’nın  duru oyunculuğu kendisinin gerçekten felç geçirip yatağa bağımlı hale gelmiş olabileceğini bile düşündürüyor.

amour-4Ben filmi çok beğendim. Belki sonu bizim kültürümüzden oldukça uzak bir sahneyi gösterse de Georges’un aşkı için elinden gelenin en iyisini yapması ve aşkı farklı bir bakış açısından ele alması da filmin etkileyici olmasında büyük paya sahip. Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye’yi alan Amour’un Oscar törenlerinde de başarılı olacağını bekliyorum.

About Sergul Sungur

Sergul Sungur, 2004 yılında Ege Üniversitesi Radyo TV Sinema Bölümü'nden mezun oldu. 2013 yılına kadar dizi film ve sinema sektöründe profesyonel çalışma hayatını devam ettirdi. Kariyerine dijital medya alanında uzmanlaşarak yeni bir yön verdi. Deniz, güneş ve kitaplar büyük tutkusu.

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: