Evinize hırsız girerse ne olur?

Geçenlerde ailecek ilk hırsızlık tecrübemizi yaşadık, dışarıda olduğumuz bir gün eve döndüğümüzde kabus gibi bir manzarayla karşılaştık. Bu istenmeyen deneyimin detaylarını henüz hırsızlık vakası yaşamamış olanlarla paylaşmak istedim. Kimbilir belki de yazı sayesinde böyle bir şeyin yaşanması ihtimalini azaltma şansları olur…

20130309-080111.jpg

Eve hırsız girdikten sonra bu olay aktardığım pek çok kişinin bana anlatacak anısı olduğunu gördüm. Meğer ne çok insanın başına benzer şeyler gelmiş ve aslında ne de çok hırsızlık vakası yaşanmaktaymış. Diyelim ki dışarıdasın ve evde kimse yok. Bizde durum böyleydi ancak evde birilerinin olduğu versiyonları da eşten dosttan dinledim. Elbette evde senin ya da sevdiklerinin olduğu versiyon daha tehlikeli ve sevimsiz. Bir sebeple dışarıdasın, evde ne olup bittiğinden bir haber eve geri dönmüşsün. Göreceğin ilk şey kapıdaki kilitlerin yerlerinde olmadığı, doğal olarak bu manzara kafanda bir anda sürüyle soru işareti yaratacak. Eğer kapın açık kalmışsa hırsızın girdiğinden emin olursun ama bizim başımıza gelen gibi kapın kapalıysa ve kilitlerin oldukça zedelenmişse, anahtarların kilitlere girmiyor ve kapıyı açamıyorsan, işte o zaman soru işaretleri ardı ardına belirmeye başlayacaktır. Acaba birileri eve girdi mi yoksa girmeyi deneyip başarısız mı oldu?

Şanslıysan bu sorunun cevabı ikinci şık olur. Bizim gibi o dönem şansınla aranda soğuk rüzgarlar esiyorsa da ilk şık. Kapının kilitleri harap edildiğinden eve giremiyorsun, doğal olarak çilingir bulman lazım. İşte tam bu esnada telefon rehberinde en az iki çilingirin numarasının bulunmasının anlam ve önemi devreye giriyor. Çilingir gelmeden bizde olduğu gibi komşuların da yardımıyla kapıyı açmayı başarabilirsin fakat kapı açıldığında karşılaşacağın manzaradan memnun olacağını söyleyemem. Çünkü kapı açıldığında, benim de hayatımda ilk defa gördüğüm ve sanırım ömrüm boyunca da unutamayacağım bir manzara seni bekliyor. Kelimenin tam anlamıyla “darma duman” edilmiş bir ev!

Gardrobundaki tüm giysilerin temiz ve düzenli bir şekilde asılmış veya katlanmış halde miydi? Artık değil. Nevresimlerin dolaplarda istiflenmiş miydi? Artık değil. Mevsim nedeniyle kullanmadığın tüm eşyaların çeşitli dolapların ve bazaların içine mi kaldırılmışlardı? Artık Orada değiller. Portmantonda montların, kabanların, berelerin, atkıların olması gereken yerlerinde miydiler? Artık değiller. Raflara mumluklar, fotoğraflar, kitaplar dizip endince evinde bir ambiyans mı yaratmıştın? Artık o ambiyans yok. Değerli takılarını mücevher kutuna mı koymuştun? Onun içi artık boş. Laptop’ında yedeği alınmamış dosyaların mı vardı? Artık yoklar, laptop’ın da yok. Fotoğraf makinende arkadaşlarınla çekilen fotoğrafların mı vardı? Artık o fotoğraf makinesi yok. Şu anda yatak odan, salonun, tüm odaların ve holün yerdeki kıyafetler, nevresimler, ilaç kutuları, dikiş aletleri, iğne, iplik, düğmeler, tokalar, makyaj malzemeleri, fotoğraflar, kitaplar, kalemler, kısaca aklına gelebilecek hatta aklına bile gelmeyen varlığını bile unuttuğun eşyalarının karmakarışık olduğu bir tabakayla kaplı ve bu dağınıklık tabakası kapıyı açtığın anda seni karşılıyor.Kapıdan içeriye bir adım atmak için bile kendi eşyalarının üzerine basmak zorundasın. Elbette böyle bir durumda, içeriye adım atmamayı ve hemen polisi aramayı düşünüyorsun.

Kendi evine giremez, daha doğrusu girmeyi istemez durumdayken bir süre polisin gelmesini bekliyorsun ve geliyor. “Şikayetçi olmak istiyor musunuz?” diye soruyor, doğal olarak “evet” diyorsun. “Olay yeri inceleme ekibi gelecek, mümkün olduğunca hiçbir yere dokunmayın.” diyor ve gidiyor. Olay yeri inceleme ekibi gelip fotoğraflar çekiyor ve sorular soruyor; ardından ifade vermek üzere karakola gitmen gerekiyor. Tüm bunları yapıp eve döndüğünde ise düşündüğün şey tüm bu karışıklığı nasıl toplayacağın, aklındaki soru ise “Evde gerçekten de bu kadar çok eşya mı varmış?” oluyor. Abartısız olarak gece boyunca evi topluyorsun, yıkanması gereken kilolarca çamaşır var çünkü askıdaki giysilerinin dışında çekmece ve dolaplardaki her türlü kıyafetin şu anda yerlere atılmış, ilaveten üzerlerine hırsız veya hırsızlarca basılmış durumda. Bu giysi listesini pantolon, tişört gibi düşünme sakın. Montların, eldvenlerin, hırkaların, çorapların, pijamaların ve hatta iç çamaşırların bile yerdeki dağınıklık selinin içinde kaybolmuşlar. Tüm bu karmaşayı aşıp evi toparladıktan sonra yaşadığın yorgunluğun ve hissettiğin moralsizliğin de etkisiyle kendini sorgulamaya başlıyorsun. Kapıda daha fazla kilit olsa içeri girmekten vazgeçerler miydi? Güvenlik, alarm, çift kapı vb. şeyler olsa denemezlerdi belki? Keşke vakit ayırıp şu hırsızlık sigortasını yaptırsaydım… “Bu denli kalabalık bir sokakta nasıl bu kadar rahat hırsızlık yapabildi?”, “Yoksa sokaktan birileri ile işbirliği içindeler mi?” gibi gibi… Bir sürü soru ve cevaptan oluşan düşünceler, birkaç gün gündemde bu konunun olması sonucunda öğrenilen diğer insanların deneyimleri ve “beterin beteri var, cana geleceğine mala gelsin” cümleleriyle sonlanan diyaloglar.

Özetle eve hırsız girmesi yaşayabileceğin en kötü şey değil ancak cidden birkaç gün hatta kayıp büyükse daha uzun süreler cidden tadını kaçıracak bir olay. O nedenle ne caydırıcı olur emin değilim ama henüz böyle bir olayı yaşamamışsan mutlaka zaman ayırıp hırsıza karşı alabileceğin elinden gelen tüm önlemi al. Böyle bir talihsizlik başına gelirse en azından elimden geleni yaptım diyebilirsin.

Bu arada Foursquare ve Gowalla gibi lokasyon bazlı servisleri çok yoğun kullandığım 2010 yılında sürekli olarak çevremdekilerin “Bak bir gün eve hırsız girecek, nerede olduğunu paylaşıyorsun evin boş olduğunu öğreniyorlar” dediklerini hatırlıyorum. Yıl 2013, lokasyon bazlı servisleri günlük yaşantımda o yıllara oranla son derece seyrek kullanıyorum ve hemen hemen hiç check-in yapmadığım bir dönemde eve hırsız girdi. Yani, rahat olun gençler hırsızlar meslekleri için son teknolojiyi düşündüğünüz kadar yakından takip edip kullanmıyor.

Hırsızlık anımızın gülerek hatırladığımız bir yönü de var. Olay anında evde bulunan kedimiz Pixie’nin o karmaşada sokağa kaçmamış ve evin içinde herhangi bir zarara uğratılmamış olması. Bir gün bir yerde bizim eve giren hırsızla karşılaşırsam, önce tüm öfkemi çıkarır (burada detaya girmemek daha iyi) sonra da kediye bir şey yapmadığı ve giderken kapıları kapattığı için teşekkür ederim herhalde.

İmaj: Doityourself.com

About Ekin Acar

1981 yılında İzmir’de doğdum ve 2004 yılında Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden mezun oldum. Lise ve üniversite yıllarında İngilizce, Almanca ve İtalyanca öğrendim. Bolca mesai harcayacağım profesyonel yaşama, AFM Sinemaları pazarlama departmanında başladım. Teknoloji Holding’de, web ve mobil alandaki yüzlerce yerli-yabancı proje başvurusu arasından en iyilerini bulup hayata geçirmek ve bu projelerin tüm pazarlama & PR faaliyetlerini koordine etmek için çalıştım. TTNET’te interaktif medya bölümünün doğru şekilde kurulup büyümesi, Turkcell Global Bilgi‘de Türkiye’nin lider markalarına dijital dünyada yön göstermek adına mesai yapıyorum. Seyahat etmek, fotoğraf çekmek, Fistikyesili.com‘da blog yazmak ve müzik dinlemek gibi hobiler edindim. Pazarlama, dijital pazarlama, sosyal medya, lokasyon bazlı pazarlama ve blog yazarlığı üzerine konuşmalar yapıyor, eğitimler veriyorum.

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: