Kimse sorunum var demesin…

Hayat, insana bazen öyle sürprizler yapıyor ki, aklınızda dönüp duran soru(n)lara cevabı hiç beklemediğiniz bir anda cevap alabiliyorsunuz. Sürpriz denince öyle heyecanlı, keyifli bir durum da aklınıza gelmesin hemen. Keyifsiz ve üzüntü veren durumlarla da karşılabilirsiniz.

Yine rutin bir şekilde biten bir mesai sonrasında ilginç olduğu kadar üzücü bir duruma tanıklık ettim. İstanbul’un azap gibi gelen Cuma trafiğine yakalanmamak için biraz erken çıktım ofisten. Ofisle evim arasında otobüsle beş durak olmasına rağmen öyle bir zaman oluyor ki, hiç ilerlemeyen bir trafikte bir saate yaklın vakit geçirmek mümkün hale gelebiliyor. Mecidiyeköy’den Osmanbey’e gitmek istemeyen taksicilerle de karşılaştığım için otobüsü veya metroyu kullanmak tek seçenek olarak kalıyor. Durağa vardığımda fazla beklemeden otobüse binmiş oldum ve genelde yoğun olun otobüste hemen boş bir yer bulduğum için de kendimi şanslı hissettim.

Trafik bayağı sıkışık olduğu için otobüs neredeyse hiç ilerlemiyordu ve Cuma gününün getirdiği yorgunlukla otobüsün için de bütün insanlarda neredeyse çıt çıkmayan bir sessizlik vardı. Sadece genç bir çiftin birbirleriyle yaptıkları konuşmaları ister istemez dinliyordum. Ne binerken ne de otururken hiç fark etmediğimm, önümdeki koltukta oturan adamın telefonu çaldı ve karşı taraftakiyle konuşmaya başladı. otobüs adım adım ilerlerken adamın konuşmalarını benimle birlikte ön tarafta oturanların rahatlıkla duyabildiğini tahmin edebiliyorum. Hastaneden geldiğinden, kemoterapinin devam ettiğinden, sıkıntılı olduğundan bahsediyordu. Sonrasında fark ettim ki, dökülen saçlarını saklamak için kafasında bir şapka ve ağzında da maske vardı. Steril ve rahat bir ortamda olması gerekirken İstanbul’un gürültünün ve egzos dumanının en yoğun olduğu bölgesinde otobüste gidiyordu. İçimden onun için şifa diledim, başka ne diyebilirdim ki…

Trafik biraz açılınca otobüs bir durağa yanaştı ve yeni yolcular binmeye başladı. Otobüs duraktan hareket ettikten bir süre sonra kemoterapi görmekte olduğunu duyduğum adam yerinden kalktı ve şöforün yanına giderek ona bir şeyler söyledi. O an aklımdan herhalde kötü hissediyor ve inmek istiyor diye geçti. Şöforle konuştuktan sonra yerine oturmadan ayakta durdu ve elinde tuttuğu ilaç torbasından bir kaç üst üste katlanmış kağıt tomarı çıkardı. O zaman yüzünü görebildim. Saçları gibi kaşları da dökülmüştü ve mahçup gülümsemesi yerinde olmayan ön dişlerini saklıyordu. Sesini biraz zorlayarak otobüstekilere seslendi. Kan kanser olduğunu, tedavi gördüğünü, ihracatçı olduğundan devletin ilaçlarını karşılamadığını, bu yüzden ilaçlarını almak için gerekli parayı denkleştirme ihtiyacında olduğunu söyledi. Benim gibi herkes bir süre şaşkın olarak adama baktı. Yüz ifadesi mahçuptu, bedeninde hastalığın izleri çok açık belli oluyordu ve en önemlisi hayatta kalabilmek için belki de hastalığından önce asla yapmayacağı bir şeyi tanımadığı insanlardan yardım için para istiyordu. Bir kaç saniye bunları idrak ettikten sonra sorumluluk sahibi her insan gibi elimden geleni yaptım. Hasta adam daha sonra otobüsün arka kısımlarına doğru ilerledi. Bir kaç dakika sonra boş duran yerine oturdu ve elinde tuttuğu bozuk ve kağıt paraları torbasına koydu. Ben rencide etmek istemeden kaçamak gözlerle ona bakıyordum. Muhtemelen parayı denkleştiremedi ya da denkleştirdi bilemiyorum ama bu sefer yüzünde asla pes etmeyen acılı bir umudun ifadesini gördüm.

Sonra otobüsten indiğimde eve giden yol boyunca aklımda hep o adam vardı. Halen daha var, öyle ki hakkında yazmak için inanılmaz bir dürtü vardı içimde. Bazen ne kadar anlamsız ve hiç sorun olmayacak şeylere kafamızı takıyoruz. Bazen zorlandığımızda ya da işler yolunda gitmediğinde, hayal kırıklığına uğradığımzda ve çözümsüz sandığımız küçük problemler yaşadığımızda dünyanın sonunun geldiğini düşünürüz. Düşünmekle de kalmaz, bazen bizim için dünyanın sonu bile gelmiştir. Benim de belki güllük gülistanlık bir hayatım yok, çözümü uzayan kendimle veya başkalarıyla veya dünyayla ilgili sorunlarım var. En azından çoğunun çözümü bana bağlı, benim seçimlerimle yolunu bulacak şeyler. En azından zorlu, yorucu, kesin sonuç vereceği meçhul, uzun bir tedavi süreci olan bir hastalığım olmadığı için şükredecek bilinçteyim. Hayata ve beraberinde getirdiği iyi ve kötü her şeye farklı bir yönden bakmak geerektiğini düşünüyorum.
Umarım o gün otobüste gördüğüm ama adını bilmediğim adamın tedavisi olumlu gider, ilaçlarını alabilecek parası olur. Allah ona şifalar versin.

About Sergul Sungur

Sergul Sungur, 2004 yılında Ege Üniversitesi Radyo TV Sinema Bölümü'nden mezun oldu. 2013 yılına kadar dizi film ve sinema sektöründe profesyonel çalışma hayatını devam ettirdi. Kariyerine dijital medya alanında uzmanlaşarak yeni bir yön verdi. Deniz, güneş ve kitaplar büyük tutkusu.

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: