Erebor Eteklerinde Orta Dünya’ya Veda: Hobbit Beş Ordular Muharebesi

hobbit-battle-five-armies-thorin-bilbo-banner-841x1024Hayatıma girdiği ilk günden beri yeri değişmeyen eserlerden birisi Yüzüklerin Efendisi ve elbette Hobbit. Ölene kadar da öyle kalacağına eminim. Hakkında herşeyini okuduğum, araştırdığım Orta Dünya ile ilgili 10 yıldan fazla zaman önce başlayan film yolculuğu 2014’ün sonuyla birlikte resmen tamamlanmış oluyor. Ve bu gerçekten çok fazla acı veriyor insana. Resmen tamamlandı dememim nedeni de Silmarillion ya da diğer eserlerin sinemaya aktarılmasının ne kadar zor olduğunun ötesinde Tolkien ailesinin yıllar önce sadece Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit’in film haklarını verdiği ama şu anda hiçbir eser için böyle bir şeyi düşünmediklerini ve telif haklarını vermeyeceklerini açıklamalarına bağlı. Aslında bu efsane filmlerin yanısıra 2 tane fanların hazırladığı, çok fazla bilinmeyen ve amatör yapımlara göre hiç fena olmayan prodüksiyona sahip iki gizli film daha var. Gollum’un, Aragorn tarafından yakalanmasını anlatan The Hunt for Gollum (bu filmde maalesef Arwen olmamış) ve Dunedain’i ve Aragorn’un doğumunu da anlatan Born to Hope. Bunları youtube üzerinden de izleyebilirsiniz ama elbette öyle müthiş şaheserler beklemeyin.

Bu ve bundan sonra yapılabilecek benzer fan filmlerini ayrı tutarsak Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit’in iyisiyle kötüsüyle epik beyaz perde yolculuğu Erebor eteklerinde resmen tamamlandı. Film öncesinde sürekli filmi kötüleyen yorumları her zaman olduğu gibi siliyorum ve bence harika bir şekilde giden hikayenin tamamlanmasının hüznünü yaşıyorum. Elbette eksiklikler var ya da hatalar ama tüm yapımın bu kadar sert eleştirilere uğramasını da haksızlık olarak görüyorum. Geçenlerde ekşi sözlükte birisinin Orkları halay çekerken bile izletseler oturur izlerim yeter ki Orta Dünya olsun diyen bir yorumunu okumuştum. Aynı noktada birisi olarak Orta Dünya ile ilgili herşeyi okumaya, izlemeye hazırım.

hobbit-battle-five-armies-smaug-banner-745x1024

Hatalar ya da eksikliklere gelince. Hangi film çekilirse çekilsin zaten kitapları okuduğumda bana yaşattığı duygulara, imgelere hiçbirisinin ulaşmasının imkanı olmadığını biliyorum. Onlar zaten benim için ayrı yerde, bu nedenle bu yapımları sadece film olarak ele alıyor ve ona göre değerlendiriyorum. Bu açıdan da beni rahatsız edebilecek bir iki büyük hata hariç geri kalanının iyi bir kapanış olduğunu ve çoğu önemli sahnenin de Extended Edition’a saklandığının bariz olduğunu görerek filme geçiyorum. Ve ekliyorum ki bundan sonrası ağır spoiler içerir.

Desolation of Smaug’un sonunda bende dahil herkes ejderhanın düşüşünü bekliyordu. Açıkçası o sahneleri izleyince ikinci filmde bu işlenebilirmiş diye düşünüyorum. Zira The Battle of the Five Armies doğrudan Smaug’un Esgaroth’a saldırısıyla başlıyor. Bir yandan da fena değil bu süreç zira Jackson toplamda 6 film içinde ilk defa birisinin girişine Prologue koymamış. Bu nedenle aksiyon kaldığı yerden devam ediyor. Smaug’a laf yok! Zaten çok başarılı bir şekilde hazırlanmış ve Esgaroth’a saldırısı da son derece heyecan vericiydi. Ardından Bard’ın Smaug’u indirişini Jackson’ın yorumuyla izledik. Yorumuna herhangi bir eleştirim falan yok sadece kitapta beni en çok etkileyen sahnelerden birisi olan Bard’ın Smaug’u indirdikten sonra gölün içinde çıktığı sahneyi ve oradaki sözlerini hep çok güzel bulmuşumdur orasının olmasını tercih ederdim.

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

Alfrid konusuna filmde değinmeyeceğim. Gerçekten bu kadar sahnesine ne gerek vardı diyorum bende. Kısaca ikinci bir Jar Jar Binks vakası olarak anılmaya başlamış durumda Alfrid. Hoş bence kimse Jar Jar’ı geçemez insanı gıcık etmede ama olsun Alfrid’de fena değil. Açıkçası zorlama esprilerle ve gereksiz uzatılmış sahneleriyle fazla yer bulmasa da olurmuş.

Gelelim Thorin’e. Okuduğum tüm fantastik kurgu kitaplarında sevdiğim tek dwarf diyebileceğim Thorin Oakenshield’ı Richard Armitage üç film boyunca mükemmel bir şekilde oynamış. Gitgide çıldırmaya başlaması, bakışları, sözleri her şeyiyle tam olarak inatçı bir cüce nasıl olur izliyoruz sahnelerinde.  Zaten Gandalf ve eski tayfayı saymazsak oyunculuk olarak Martin Freeman (Bilbo), Richard Armitage (Thorin) ve elbette Lee Pace (Thranduil) filmin açık ara en iyi üç performansına sahipler. Thranduil’in fanlarında ciddi bir artış olduğunu bizzat gözlemledim son zamanlarda.

Elven_Army

Bunun dışında Thorin’in delirmenin eşiğine gidişi ve kafasından tacı atıp gerçekten olması gereken kişi olduğu sahne harikuladeydi. Keşke herkes bu tarz konularda kafasından tacı atabilecek o cesareti her zaman gösterebilse. Bu arada cüce ordusu ve Dain Ironfoot’un harika resmedildiğini de belirteyim. Yaban domuzu üzerinde ve yaban domuzu dişi şeklinde örülmüş sakallarıyla Dain kesinlikle harika olmuş. Ayrıca savaş sahnelerinde eminim cüce ordusunun ve özellikle dağdan çıkan 13 cücenin çok daha fazla sahnesini Extended Edition’da göreceğiz. Yoksa savaş sahneleri biraz zayıf kalacak bu filmin. Çünkü tüm savaş ağırlıklı olarak Thorin-Azog, Bolg-Legolas dövüşüne ve araya serpiştirilmiş biraz Tauriel, Kili ve Dwalin’le sınırlı kalacak.

Tauriel’e parantez falan açmıyorum. Zira gerekliliği tartışılır (bence son derece gereksiz) ama Fili ve Kili’nin gerçekte Thorin’i korumaya çalışırken can vermeleri bence çok daha anlamlıydı. Özellikle Fili’nin filmde ölümü o genç savaşçıya büyük haksızlık. Kili’nin ölümüde en azından film bünyesinde kendince biraz daha anlamlı. Bunun dışında iki büyük kapışmadan Bolg vs Legolas’da zaten Desolation of Smaug’da bu savaşın olacağını anlamıştık. Burada Beorn’a biraz haksızlık olmuş elbette zira kitapta Bolg’u Beorn haklıyordu. Legolas ile olan dövüşte de klasik aksiyonu izledik. Açıkçası ben düşen taşlara basarak çıkan Legolas’a çok takılmıyorum. Takıldığım sorun sürekli aynı kişilerin dövüşlerini izlemek. Bunun yerine cüce ordusunu, gökyüzü karanlığa çeviren elf oklarını izlemeyi tercih ederdim.

Dwarf_Army

Thorin vs Azog kısmında ise her ne kadar daha önce yazdığım gibi Azog bu savaştan yıllaarrr önce ölmüş de olsa da kitabı okuyan herkes gibi bende Thorin’in filmdeki ölümünün ikisinin birbirini öldüreceği dövüşte olacağını anlamıştım. Burada ek olan Legolas’ın Orcrist’i Thorin’e vermesi ve Thorin’in Orcrist ile Azog’u öldürmesi de Peter’ın inisiyatifi olmuş. Kötü değil ama dediğim gibi ben Thorin’in kitaptaki gibi kalkanı paramparça, baltası çentiklemiş, önünde Fili ve Kili canları pahasına Onu korumaya çalışırken ölmüş olduğu görüntüyü tercih ederdim. Sanırım Beş Ordular Muharebesi yerine bu 4-5 karakterin muharebesini izlemek biraz üzdü beni. Oysa diğer türlü çok daha epik (bir Miğfer Dibi ya da Pelenor Çayırları gibi) olurdu diye düşünüyorum. Ancak burada özellikle Bilbo’nun Thorin ile vedalaştığı sahne ve ardından Bilbo ile Gandalf’ın yanyana oturup Gandalf’ın piposunu yaktığı sahneler ise son derece duygusaldı.

Savaş sonrasında ise sürecin oldukça hızlı geçtiği ve birçok sahnenin Extended’a saklandığı çok açık. Zaten Dağın Altındaki Kral’ın cenazesinden bazı jpeg’lerde internete düştü bile. Bu ek sahnelerde Beorn, Beş Orduların Muharebesi’nden daha fazla görüntü gibi birçok konu hakkında fikirler paylaşılmaya başladı. Bunun için artık Haziran, Temmuz dönemini beklememiz gerekecek. Aslında burada savaş sahnelerinin fanları biraz üzmesinin nedeni çok fazla efekt kullanılması sanırım. LOTR 1’de Boromir’in düşüşüyle sonuçlanacak Kardeşliğin, Uruk Hai ile Amon Hen’deki kapışması gibi bir sahneyi başarıyla çeken Jackson’ın bu kadar Greenbox kullanması açıkçası bende de biraz fazla bilgisayar oyunu hissi yarattı ama yine de Orta Dünya ve atmosfere sokması sayesinde heyecan içinde izlemedik diyemem.

Istari

Ve gelelim belki de filmin en önemli sahnesi olarak anılabilecek Istari’nin Dol Guldur’a saldırısına. Büyük bir parantezi de bu sahnelere açmak lazım. LOTR ve Hobbit toplam altı film içerisinde en fazla etkilendiğin ilk 5 sahneyi yaz deseler kesin yer alacak bu sahnede bir tarafta Gandalf, Galadriel, Radagast, Elrond ve Saruman diğer tarafta ise Sauron ve Yüzük Tayflarıyla kısa olmasına karşılık harika bir şölen var. Zira LOTR ve Hobbit daha Orta Dünya’nın ırkları üzerine ilerlerken bu sahneler bana arka fonda kocaman bir Silmarillion evrenini hatırlattı. Ki o evren Balroglarıyla, Yüksek Elfleriyle, Maialarıyla ve onların da üzerinde Valar ile birçok fan için çok büyük anlamlara sahip. Burada ayrıca Tayfların 9 farklı suret ve farklı silahlarla bulunması, Sauron’un yavaş yavaş kendisini hissettiren gücünü göstermesi, aslında ne kadar kudretli bir karakter olduğunu hatırlatması açısından da harikuladeydi. İnternette yer alan yorumlarda Extended Edition’da Sauron’un Mordor’a kaçışı ve Barad-dur’u yükseltmesi gibi sahnelerin olduğu da belirtiliyor. Umarım doğrudur.

The-Hobbit-The-Battle-of-the-Five-Armies

Eksiklikler ve hatalar olabilir ama sonuçta Orta Dünya’yı beyazperde de çok sık ziyaret edemediğimizi düşünürseniz gidin ve tadını çıkarın filmin. Bazı eksikliklere rağmen bence çok iyi kotarılmış. Bu nedenle kitapları kendinize ayırın ve bir Orta Dünya fanıysanız filme mutlaka gidin. İnternette gördüğüm bazı yorumları yapan kitapları okumadım ama LOTR film olarak daha iyiydi ile başlayan eleştirileri ise zaten okumayacağınıza eminim. Return of the King’in kapanışında Annie Lennox’dan mükemmel bir şarkı(Into the West) dinlemiş ve gözyaşlarımızı tutamamıştık. Şimdi aynı görevi Peregrin Took olarak da tanıdığımız Billy Boyd filmin kapanışında The Last Goodbye ile bize yaşatıyor. Şarkıya yapılan ve 6 filmi de kapsayan klip çalışması ise gerçekten insanın içini biraz buruyor. Bu güzel şarkıyı aşağıdan dinleyebilirsiniz.

1996’dan beri hayatımda Tolkien ve eserleri. Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit’i en az üç kere bitirdiğime eminim bunca yılda ve bunların sonrasında da elbette en başta Silmarillion olmak üzere Roverandom, Masallar, Güç Yüzüklerine Dair, Kayıp Öyküler Kitabı ve Tolkien hakkında ne varsa okudum ve hala da arada bir bu kitapları açıp sevdiğim yerleri okuyorum. Devirdiğim 38 yıla anlam katan en önemli insanlardan birisi Tolkien ve eserleri. 200. blog yazımında Tolkien ile bağlantılı olması ve belki de en uzun yazım olması da apayrı bir güzellik oldu benim için. İyi ki bu mükemmel eserler var ve iyi ki okumuşum hepsini…

Namarie…

About Özkan Ulukök

1977 yılında Ankara'da doğdum. ama yaşamımın büyük bir kısmı daha bir yaşına gelmeden taşındığımız İzmir'de geçti. 1999 yılında Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden mezun oldum. Burada önce 2002'de yüksek lisansımı zorlu bir süreç sonunda 2009'da da doktoramı tamamladım. Doktora tezim Marka Değeri üzerine oldu. 2004'e kadar Ege İletişim Reklamcılık Bölümü'nde Araştırma Görevlisi olarak Reklam Yazarlığı, Yaratıcı Düşünce, Marka Değeri konuları üzerinde çalıştım. İstanbul'a gelişimle özel bir akademide geçen eğitmenlik tecrübesinden sonra 2007-2011 arasında Shell & Turcas Petrol'de Eğitim Uzmanı olarak, 2011-2015 arasında da Imperial Tobacco Türkiye İK departmanında Eğitim ve Gelişim Yöneticisi olarak çalıştım. 2015'den beri Şişecam Paşabahçe Mağazaları İK departmanında Eğitim ve Gelişim Yöneticisi olarak görev yapıyorum. Seyahat etmek, fırsat buldukça bol bol PC,PS3,iPad farketmez oyun oynamak, sinema, kitap, müzik, elbette fistikyesili.com'da blog yazmak ve bunları paylaşmak gibi hobilere sahibim. Evliyim ve Ümraniye'de yaşıyorum.

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: